Münferit





İstanbul Film Festivali’ni takip ederken bir güne iki Türk filmi denk gelmişti. Biri Münferit, bir diğeri Gölge. İkisi de kara film (film noir) örnekleri olduğunu savunmalarıyla dikkat çekiciydi. Günün ilk yarısında Münferit’i izledim ve rahatsız olmuş şekilde salondan dışarıya çıktığımı hatırlıyorum. Evet, rahatsız olmuştum. Günün ikinci yarısında izlediğim Gölge’nin ise, başka bir yazının konusu olmakla birlikte, bir Türk kara film örneği olarak, üstelik bir edebiyat uyarlaması olarak oldukça etkileyici bir film olduğunu söylemeden geçmeyelim.


Münferit’le ilgili düşünmeye, filmle ilgili araştırma yapmaya devam ettikçe bazı taşlar yerine oturdu. Filmle birlikte beni takip eden “rahatsızlık, irrite olma” durumunun nedenini düşündükçe fark ettim ki film amacına ulaşmıştı. Her şeyden önce Münferit, gerçek olaylardan yola çıkarak yazılmış bir senaryoya sahip.

Yıllar önce Karabük’te meydana gelen “Telekulak Skandalı”nda küçük ve kırsal bir kasabada kadınların telefon konuşmalarını dinleyerek onları tehdit eden ve onlara tecavüz eden birkaç kişi, tutuklanmıştı. Tecavüze uğrayan 20 kadın, yaşadıklarını itiraf edip şikayette bulunmuşlar. Filmde ise üç tecavüz izliyoruz, ama o kadar gözümüze sokmak amaçlı çekilmiş sahneler ki bunlar, adeta 20 tanesini de izlemişçesine, yeter diyor bünyemiz, görmek istemiyor gözlerimiz…

Münferit, sistem içinde gözlerimizin görmek istemediği konuları karşımıza çıkarıp, gözlerimize kibrit çöpü sıkıştırarak, bizi rahatsız etmek isteyen bir film. Kara film demek için yeterli donanıma sahip mi tartışılır ama klostrofobik ortamlar yaratabildiği bir gerçek.

Filmde beni esas rahatsız eden şeyin ise Ali Erkazan’ın sıra dışı oyunculuk başarısı olduğunu itiraf etmeliyim. Televizyon dizilerinde babacan, sevimli, anlayışlı rollerde göre göre, hani neredeyse yanınıza gelse yanaklarını sıkabilecek kadar sempatik bulduğunuz bir oyuncunun, kadınlara tecavüz eden, onları hayal ederek mastürbasyon yapan, bir cinayeti gözünü kırpmadan seyredebilen soğukkanlı bir sapığa dönüşebilmesini bütün detaylarıyla izlemek beni büsbütün irrite etmiş olmalı. Oyunculuk demişken Ali Erkazan ve Mahir İpek dışındaki oyuncuların fazlasıyla tiyatral bir tat verdiklerini ve gereken doğallığı sağlayamadıklarını belirtelim.

Bu yazı tamamen kişisel deneyimler üzerinden bir yorum olarak başladığı için Münferit’i objektif olarak değerlendirmeye dönmek gerekirse, bir ilk film için oldukça iddialı ve sıra dışı bir yapım var karşımızda… Üstelik çürümeye yüz tutmuş olan sistemi eleştiren tavrıyla bazılarının canını sıkacak konuları ele alması açısından oldukça cesur, gişeye oynamak yerine sinemayı toplumsal konuları paylaşmak, konuşulmayanları konuşturmak için kullanması açısından oldukça ümit verici bir ilk film.

Türk sinemasının kara film örneklerine daha çok ihtiyacı olduğundan, bu filmin kara film özelliklerine daha çok yaklaşmasını beklemiş olsak da, konu itibariyle gene Türk sinemasında işlenmemiş bir konuyu ele alışı sevindirici. Sabun köpüğü filmlerin arasından sıyrılıp, gerçekten sizi düşündürecek, gerçeklerle yüzleştirecek bir film izleyip, salondan çıktığınızda başka biri olmak istiyorsanız, bu film size göre. Ama sinemayı sadece bir eğlence ve rahatlama aracı olarak görenlerdenseniz, uyaralım: rahatlamayacaksınız, rahatsız olacaksınız!

http://beyazperde.mynet.com/sinekritikdetay.asp?id=1703

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s