YAŞAM ARSIZI

Galasında izleme şansı bulduğum ve salondan Yasemin Alkaya ile ana karakter Elif’i tebrik ederek çıktığım bu belgeselimsi film, gerçekten çok etkileyici… Her şeyden önce, gerçek bir hayat hikayesi olmasıyla…Yasemin Alkaya çocukken, oturdukları evde, sık görüştükleri bir komşuları var. Bu komşuları entelektüel, tarih öğretmeni bir adam ile çok güzel börekler yapan bir kadın, ve üç kız çocuklarından oluşan bir çekirdek aile… Bu üç kız çocuktan biri Elif, biri Aysun, biri Funda… Bir süre sonra hayat Yasemin Alkaya’nın ailesi ile bu aileyi farklı farklı yerlere, farklı farklı kaderlere doğru sürüklüyor. Yasemin Alkaya, bir kaza olduğunu duyuyor ama sonra onlara uzun süre ulaşamıyor. Ulaştığındaysa öğrendiği içler acısı tabloyu bir film haline getirerek, hepimizi olan bitenden haberdar etmek, bu trajediye bizi de tanık etmek istiyor. Çünkü, her gün gazetenin üçüncü sayfasında yer alan haberleri okuyor ve geçiyoruz. Çünkü, artık televizyonda izlediğimiz dizilerde olan bitene, gerçek hayattan daha çok zaman ayırıyoruz. Çünkü aslında hayat şaka değil ve bu hayat kavgası, hepimizin…

Korkunç bir otobüs kazasında hayatlarını yitiren bu çiftin üç kızından ikisi, çok küçük yaşlarında anne ve babalarını kaza yerinde kol bacak ayrı yerlerde görünce, akıl sağlıklarını yitiriyorlar. Bu kötü tabloya onlar kadar tanık olmayan Elif’e ise hayatın tüm yükünü üstlenmek düşüyor. Şiddet, itilip kakılmak, kötü yola düşmek, aç, susuz, en önemlisi çaresiz kalmak, Elif’in içinden çıkamadığı kaderi haline geliyor.Filmin içine girmiş Yasemin Alkaya, yaşanmış olan olayları Elif’e en doğal haliyle anlattırmış, yaşanmakta olanları ise tüm çıplaklığıyla bize göstermek istemiş. Elif’in geçinmek için, çocukları için katlanmakta olduğu hayatın ta içine sokmuş bizi, yeri gelmiş Ankara’daki pavyonlara gidip orada çalışan adamlarla konuşmuş, yeri gelmiş, İstanbul’da bir rakı sofrası kurup Elif’i de alıp karşısına efkarlanıp ağlamış, yeri gelmiş, Elif’in şizofreni tedavisi gören kız kardeşlerini ziyarete gitmiş Ürgüp’e, bizi onların içine de sokmuş, ve yakın planlarla, adeta, bunlar gerçek, bu izlediklerinizi ben uydurmadım, bu acı tamamen gerçek bir acı, diyerek gözümüze sokmuş. Filmde, belgeselimsi niteliği dolayısıyla, rahat kullanılan bir kamera var. Bu doğallık hiç rahatsız edici değil, görüntü yönetmeni Bernadette Paassen de iyi bir iş çıkarmış.Kadına uygulanan şiddet var bu filmde, aile içi şiddetin çocuklarda açtığı hasar, bu şiddete devletin tavrı, bu şiddette erkeğin her türlü acımasızlığı yaptığı halde lekesiz bir şekilde hayatına devam etmesi ama kadının her türlü damgayı yiyerek, tüm bedelleri ödeyerek, aslında çok güçlüyken çok güçsüzmüş gibi yaşamak zorunda bırakılması var. Yani toplumda konuşulmasından hoşlanılmayan tabular, haksızlıklar var… Üstelik bunca gerçek acıya rağmen duygu sömürüsü yok, ağlak tablolar yok, hatta, “her şeye rağmen” yaşarken rastlanılan küçük tebessümleri de yakalamış, umut veren bir yanı da var.

Basın bülteninde Yasemin Alkaya, amacının, seyircinin bu trajedideki kendi rolüyle yüzleşebilmesini ve “seyirci” kalmamasını sağlamak olduğunu söylüyor. Yani bu izlediklerimiz maalesef bir kurgu değil, bu perdede tanıştığımız insanlar oyuncu değil, bu hikaye bir abartı içermiyor, çünkü bu, hayat tarafından yazılmış bir hikaye… Yaşam Arsızı, hepimizin başına gelebilecek olaylara karşı farkındalık oluşturmak isteyen, iddialı bir film. Yaşam Arsızı, sinemanın araç olarak kullanıldığı bir çağrı aslında. Şiddet gören kadınlara, aile içi baskı gören çocuklara, şizofreni hastalarına, umut olmak amacıyla çekilmiş bir film. Umarız Yasemin Alkaya gibi çevresine duyarlı yönetmenler, yapımcılar artar ve sinemanın, sanat dışındaki bu tarz işlevlerini de doğru kullanarak, ortaya bunun gibi başarılı işler çıkar, toplumun o kabullenmiş ve monoton ruhunu şöyle bir silkeleyip kendine getirme görevini üstlenen böyle nice belgeseller izlemek umuduyla…
http://beyazperde.mynet.com/sinekritikdetay.asp?id=1907