Battle for Terra(Terra’yı Kurtarmak)

Biz insanlar, tarihimizi, geçmişte yaşanan savaşları unutmamak ve binlerce yılın öcünü almaya devam etmek için bir hafıza oyunu haline getirmeye devam edelim, bulutların üzerinde yer alan, yerçekimi olmayan gezegen Terra’da, barışın yolu bulunmuştur bile: geçmişi unutmak, unutturmak, öğretmemek, hatırlatmamak. Terra’da “bugün” vardır. Ve bugün herkes barışın peşindedir. Geçmiş acılıdır, anneler ölmüş, babalar sakat kalmıştır ama geçmişi bugüne taşımayı değil, bir yerlere gömmeyi tercih eder Terra’lılar ve çocuklarına savaş diye bir kelimenin anlamını dahi öğretmezler. Müzik gibi birçok sanat, şükran duyguları ve armoni içinde geçen güzel günler, insan denen yaratığın Terra’ya adım atmasıyla bulanıklaşır.

İnsanoğlu, Dünya’da, tüm doğal kaynakları tüketmiş, kendi sonunu hazırlamış ve kendiyle birlikte Venüs ve Mars gezegenlerini de yok etmiştir. Bu sebeple canlı kalan bir grup insan, çok uzun süre uzay boşluğunda, bir uzay gemisi içinde yaşamak zorunda kalmış, kendisine yeni yuva olacak gezegeni aramak durumundadır. Terra ismini verdikleri bu gezegen onların tek şansı gibidir. Fakat bu gezegende oksijen yoktur, oksijen Terra’lıları, buranın havası ise insanları zehirlemektedir.

İnsanların başındaki general, Terra’lıları yok edip bu gezegene oksijen yükledikten sonra, buraya sahip olmaktan başka bir yol olmadığını düşünmektedir. Ve, savaşı unutmuş olan Terra’lıların komutanının dediği gibi, gerçek şu ki, barışçıl fikir bile kendini savunmak için saldırıya cevap vermek zorundadır. Ve işte kaos.

Bilim-kurgucuların bu animasyon filmden çok büyük keyif alacakları kesin. Bu hayal gezegendeki mimari yapı, renkler, effektler, müzik, özenilerek hayata geçirilmiş… Hayal gücünün doruklarda olduğu bir gelecek senaryosu filmiyle karşı karşıyayız aslında. Yani bu ütopik animasyon görüntülerinin arkasında şu gerçekçi mesaj var, dünyamıza bu kadar zarar vermeye devam edersek, başka bir şehir, başka bir ülke değil, başka bir gezegen aramak zorunda kalabilir, savaşlar başlatabilir, yok edebilir veya yok olabiliriz. Fakat yönetmenin röportajlarında bahsettiği gibi aile dostu bir film olduğunu söylemek zor. Yönetmene kalsa bu film, çevreci yaklaşımıyla, gelecek kuşaklara güzel mesajlar veriyor, doğamızı korumalıyız diyerek çocukları eğitiyor. Dünyamızı korumak gerektiği fikrinin aileleri konuşturacağı bir film olduğunu söyleyen yönetmen belki haksız değil, evet gerçekten de film, olası bir gelecek senaryosu olarak beynimizde düşünceler oluşturuyor fakat çocukların, hatta herkesin bu mesajdan önce görecekleri başka şeyler olduğunu düşünüyorum. Herşeyden önce insan savaşçı bir yaratık. Yaşamak için öldürmek gerekli diyor. Arayı bulmaya niyeti yok. Tamam var, ama binde bir. Umut mu umutsuzluk mu?

Dünyamızı koruyalım’dan önce bu filmde almamız gereken mesaj bana kalırsa “insan” olmanın üzerine gitmek olmalıdır. Bir bilim-kurgu şaheseri olan kült film Dark City’yi hatırlarsak, uzaylılar, insan olmayı anlamak ve öğrenmek için insan beyninin içine giriyorlardı ama insan olmanın beyinde değil kalpte olduğunu kaçırıyorlardı. Burada kulağı ters göstererek aynı mesajı almak mümkün aslında. İnsan olmayı unutmadığımız müddetçe, vicdan, duygu, zeka gibi yeteneklerimizi kullanmayı unutmadığımız müddetçe savaşlar olmayacak, menfaatler için bile olsa orta yol bulunacaktır. Bunları düşündürdüğü için başarılı bir animasyon film diyebiliriz. Hem bu ideolojilerin, hem animasyonun hem de bilim kurgunun meraklısı olanlar kaçırmamalı.

Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)

Coraline, Koralayn diye okunuyor. Yani klasik bir İngiliz ismi olan Caroline (Karolayn) değil bu masaldaki kızın ismi. Kendisi de filmde epey takık bu yanlış anlamaya müsait duruma… Maalesef Türkçe’ye ise Koralin diye çevrilmiş. Duysa iyice üzülürdü herhalde… Filmdeki anlamlı şarkı sözleri de Türkçe’ye çevrilmemiş. Eh, olsun ne yapalım…

Filmin başlangıcında, jenerikteki isimlerin ilginç bir tasarıma sahip olduğunu farkediyorsunuz, isimler ilmek ilmek örülüyor, ya da dikiliyor adeta, sanki terzilikle ilgili birşeyler var bu filmde, dantel dokular hakim. Sonra düğme gözlü bebekler dikiliyor ve gökyüzüne fırlatılıyor, bu karanlık ve sürreal atmosfer aklımıza hemen yönetmenin The Nightmare Before Christmas’ta birlikte çalıştığı Tim Burton’ı getirse de, Neil Gaiman’ın aynı adlı romanından uyarlanan, Henry Selick’in senaryolaştırdığı ve yönettiği Coraline’a, kendi karakterini oluşturması için bir şans vererek başlıyoruz filmi izlemeye. Her ne kadar stop-motion tekniğini kullanışı, akıllara, The Nightmare Before Christmas ve Corpse Bride’ı getirse de, burada hakkı teslim edilmesi gereken, bambaşka bir dünya yaratılmış, hem senaryo, hem atmosfer açısından.

El yapımı 150 set oluşturulmuş, 250 kukla ve oyuncak kullanılmış. Rengârenk fantastik bir bahçe için plastikler, fiberoptikler, kablolar, tüpler, kozmetik süngerler, teller, pinpon topları, bambaşka işlevlerle kullanılmış. Bu bahçedeki bahar çiçekleri için 250 bin adet patlamış mısır tanesi, içi kırmızıya dışı pembeye boyanarak 70 ağacın üzerine yapıştırılmış. Coraline’ın evi için 70 marangoz çalışmış. Coraline ve diğer karakterler için 200 bin mimik, bu mimikler için de 1000 adet farklı kalıp çalışılmış. 550 adet fare de el yapımı ve farelerin tüm detayları tam dört ay sürmüş. Film aynı zamanda üç boyutlu (3D) gözlüklerle izleniyor ve tüm bu detaylar iyice gözümüze giriyor, iki anlamda da…

Filmde mavi saçlı ve mavi ojeli, meraklı genç kız Coraline, yeni taşındıkları evlerinde ailesinin ilgisizliği sonucu orayı burayı kurcalarken, başka bir dünya keşfeder. Küçük bir kapıdan içeri girer ve bu kapının ardındaki dünyada herşey çok güzeldir, yemekler, ilgi, oyunlar, renkler, herşey ama herşey abartılı derecede mutluluk vericidir (Alis Harikalar Diyarında’yı hatırlatan bu bölüm, aynı zamanda sürreal ve saykedelik görüntülere sahip) Fakat her güzelliğin bir bedeli vardır elbet, ve bu bedel de ağırdır. Evet o kadar ağırdır ve yönetmen bu kısmı o kadar kasvetli ve depresif olarak verir ki, insan bu bir çocuk filmi mi, bir çocuk bu filmi izlese hoşlanır mı yoksa ürker mi, hayalleri bir anda kabusa dönüşür mü diye düşünmeden edemez.

Yarattığı dünya ve doku bakımından benzersiz olsa da, kullandığı teknik ve vermek istediği duygu açısından gene Tim Burton’ı hatırlamaya geri dönüyoruz bu aşamada çünkü Tim Burton bir büyücüdür ve o çocuklara masallar anlatır gibi görünür halbuki yarattığı dünyalarda yetişkinleri bile ürkütür. Coraline’da yetişkinlere masallar anlatmış ve onları bile ürkütmüş oldu bu filmde. Kitabı okuyanlar, kitabın film kadar korkutucu olmadığını söylüyorlar, ee ne de olsa yazar bu kitabı 5 yaşındaki kızı için yazmış. Aslında bu bir hayal gücü meselesi, bir kitap her zaman herkesin beyninde farklı bir film oynatır, Henry Selick’in beynindeki film böyle tüyler ürpertici olmuş biraz. Biz büyükler ve artık yeni nesil korkusuz çocuklar için keyifli bir seyirlik, ayrıca elbette böyle bir emeğe sonsuz saygı.
http://beyazperde.mynet.com/film/4558/Koralin-ve-Gizli-Dunya