I LOVE YOU MAN (ADAMIM BENİM)

Yaz geldi, tam romantik komedi zamanı. Adamım Benim, ismi ve oyuncularıyla, bize eğlenceli vakitler geçireceğini belli eden bir film olarak çıkyor karşımıza.Yönetmen John Hamburg’u ise Polly Gelince ve Zor Baba ve Dünür filmlerinden tanıdığımızdan, biraz rahat yaslanıyoruz arkamıza.

Film, Paul Rudd’ın canlandırdığı Peter karakteri ve nişanlısı Zooey rolündeki Rashida Jones ile tanıştırıyor önce bizi. Esas adamımız Peter, tam da eve götürüp annemizle tanıştırmak isteyeceğimiz bir karakter. Saçı başı, kılık kıyafeti düzgün, sakin, sessiz, işi gücü yerinde, fazla da hırsları olmayan bir kişilik. Sonradan öğreniyoruz ki flört ettiği kadınlara karşı da her zaman fazlasıyla verici ve sevgi dolu. O kadar sevgi dolu ki, hayatında bir kadın varken gözü başkasını görmeyen, etrafında bir arkadaşı dostu bile kalmayan cinsten. Peter, Zooey’e evlenme teklif ediyor ve kızın bu teklif karşısındaki inanılmaz mutluluğu, en yakın arkadaşlarını arayıp bu güzel haberi anında onlarla paylaşmasıyla, birlikte bir sürü plan program yapmalarıyla devam ediyor… Esas adamımız Peter burada biraz duraklıyor. Onun bu güzel haberi vermek istediği bir en yakın arkadaşı yoktur, üstelik düğünde sağdıçı kim olacaktır? Bu duruma kız arkadaşı Zooey de bir anlam veremiyince iyice bunalıma giren Peter, bu kısa zamanda kendisine bir kanka bulmaya karar verir. İş yerindeki arkadaşlarını dener, ailesi de ona yardımcı olmaya çalışır ve Peter, sanki bir kız arkadaş arıyormuşçasına yeni erkeklerle tanışır, hatta bu durum tahmin etmesi zor olmayan bazı yanlış anlamalara bile sebep olur.

Bu kankalık işinin böyle zorlama olamayacağına karar vermiş ve tam vazgeçmişken tesadüfen tanıştığı bir adama kanı kaynar Peter’in. Jason Segel’in canlandırdığı Sydney karakteri ile oyuncunun performansının ne kadar doruklara çıktığını, eğer şu meşhur dizi How I Met Your Mother’i izliyorsanız anlayabilirsiniz. Bir oyuncunun iyi bir karakter oyuncusu olduğunu anlamak için onu bambaşka rollerde izleyin derler, bir oyuncunun o karakterin içinde kendini kaybetmesi, bir başka filmde oynadığı karakteri hatırlatmaması gerekir. İşte Jason Segel gerçekten burada karakteriyle öyle özdeşleşmiş ki, film bittikten sonra, ya bu o dizideki adam değil miydi dedirtiyor anca.

Kanı kaynadığı adam Sydney, Peter’in tam tersidir. Yaşına rağmen saçları uzunca ve dağınık, çocuk gibi giyinen, çocuk gibi davranışlar sergileyen, ağzına geleni söylemekten çekinmeyen, inanılmaz rahat ve özgürlüğüne düşkün bir adamdır Sydney. Arkadaşlıkları ilerledikçe Peter’in içindeki o erkek ruhunu ortaya çıkarır ve onu oldukça rahatlatır ama bu sefer de Peter, hayatını sorgulamaya başlayacaktır, acaba gerçekten de Zooey ile evlenmek istemekte midir?

İşte bu noktada film romantik komedi olduğunu unutmamak ve unutturmamak için olsa gerek, aslında çok derin mevzulara girebilecek ve filmin gidişatını 180 derece değiştirebilecekken, buna gerek duymuyor ve herşeyi güllük gülistanlık bir halde bırakıyor. Daha açık söylemek gerekirse, bu iki yin ile yang gibi adamın arkadaşlıklarıyla birbirlerine kattıkları, aslında basit bir romantik komediden öte, ciddi bir konu ve bu karakter analizlerinden çok başka yerlere de gidilebilirmiş ama gerek duyulmamış, herkes muradına ermiş. Film, basit bir romantik komediden daha fazlası, ama bir yere kadarı. Özellikle oyunculuklar ve kaliteli espriler için izlemeye değer.