Restless – Cannes Gösterimi

Cannes’a daha önce bir çok filmiyle katılan ve birçok ödülle evine dönen Gus Van Sant’ın son filmi “Restless”, bu yıl Un Certain Regard bölümünde gösterildi.

Gus Van Sant benim için, filmini izleyip “aa bu Gus Van Sant filmi” diyemeyeceğim yönetmenlerden. Benim Güzel Idaho’m, Fil, Sapık, Paranoid Park, Milk…Hepsi birbirinden başarılı ama birbirini çağrıştırmayan filmler. Bu filminin de diğer filmlerinden herhangi birini çağrıştırdığını söyleyemem. Sadece, tesadüf mü bilmem ama çoğu filminde hayat dolu gençler var ama hayatları aslında bir o kadar karanlık… Filmin senaristi Jason Lew, hikayesinde Hal Asbhy’nin 71 yapımı Harold and Maude filminden etkiler olduğunu gizlemiyor. Hikaye çok çocuksu; masum, sade ve sakin ilerliyor.

Ailesini kendisinin de içinde olduğu bir trafik kazasında kaybeden Enoch (Henry Hopper), yirmili yaşlarında olmasına rağmen ölümü takıntı haline getirmiş bir gençtir. Vaktini tanımadığı kişilerin cenaze törenlerine katılarak geçiren (burada Fight Club’da hayatındaki anlamsızlığı uzaklaştırabilmek için kendisiyle ilgisiz konularda terapi gruplarına katılan Jack’i hatırladım ister istemez) Enoch, geri kalan zamanlarında ise sokakta yere yatıp ölmüş gibi vücudunun etrafını tebeşirle çizer, ya da Japon hayal arkadaşı Hiroshi ile oyunlar oynar. Gene böyle bir dönemde, katıldığı bir cenaze töreninde erkek gibi kısa sarı saçlara sahip, doğal, sade ve güzel bir kızla tanışır: Annabel (Mia Wasikowska)

Birlikte vakit geçirmeye başlarlar ve aynı dili konuşan, hayata aynı pencereden bakan iki kişi olduklarını farkederler. Kısa süre sonra hayatlarındaki gizemleri birbirlerine açmaya başlarlar: Enoch ailesini nasıl kaybettiğini anlatır, Annabel ise beyin tümörü ile mücadele ettiğini ve üç aylık ömrü kaldığını…

Ölümle bu denli yakından yüzleşmiş olan Enoch, Annabel’e son zamanlarında ona eşlik etmek istediğini ve ona bu dönemi kolaylaştırmak için elinden geldiğince yardım edeceğini söyler. Zaten kısa bir süre sonra ikisinin arasındaki bu bağ aşka, aşk ise kaybetme acısına dönüşür. Bu zor dönemden bazen çıkmazlara girerek, çoğu zaman ise hayata bakış açıları ve pozitif tutumları sayesinde rahatlıkla geçeceklerdir.

Cannes’da pek olumlu eleştiriler almayan Restless, açıkça Gus Van Sant’ın en iyi filmi değil, Mia Wasikowska dışındaki oyunculukların çok etkileyici olduğunu söylemek de zor, fakat romantik, klişe ama dokunaklı bir hikayeyi usta bir yönetmenlikle kotarmış olan Gus Van Sant’ın hatırına, izlemeye değecek, sevimli bir film.