VAHŞET PARTİSİ

Orijinal ismiyle tamamen alakasız bir Türkçe çeviriye sahip olan Vahşet Partisi, çok klasik bir “gençler eğlenmeye giderler ve her biri tek tek ölür” filmi… Cem Yılmaz’ın bu konudaki esprilerini bilenler bilir, gençler kampa giderler ve en şişman en gözlüklü olan önce ölür, merdivenden inen hemen ölür, bahçeye çıkan ilk önce ölür… gibi espriler yapar. Bu film neredeyse tamamen bu klişelere yaslanmış diyebiliriz.Orijinal ismiyle müsemma, filmde herkes Mandy Lane’nin peşinde. Bir kolejde başlar film, yaklaşık 16 yaşlarının baharını yaşayan, akılları fikirleri içki, seks ve eğlencede olan beyinleri gerçekten boş gençler. Mandy Lane, sarışın bir güzel. Bakire olduğu konuşuluyor okulda, her erkeğin hayali onunla birlikte olmak. Ama kimseye şans vermiyor diye konuşuluyor arkasından. Zevkler ve renkler tabii ama bana soracak olursanız, okulda ondan daha güzel kızlar da var. Ama bu kızda bir şey var. Bir gizem!

Kendini ona beğendirmek için türlü şebeklik yapan erkeklerden biri bu uğurda can bile verir. Bu kötü kazadan sonra arkadaş çevresini değiştirmeye çalışan Mandy Lane, bir grup yeni arkadaşla, şehirden uzakta bulunan bir çiftlik evine gider. Gruptaki erkeklerin amacı bellidir. Fakat gece olunca, evden bir şekilde uzaklaşan gençler birer birer geri gelmemeye başlar. Çiftlikte görevli, yakışıklı Garth, yönetmenimizin, ondan şüphelenmemizi istediği şekilde karanlıkta bir anda beliriverir sürekli. Bu tarz gerilimlere alışkın olan seyirci ise, demek ki katil Garth değil diyerek hemen onu eler. Zaten katilin kim olduğu filmin sonuna saklanmamıştır, bir süre sonra açığa çıkar ve pek de şaşırtmaz. Ama itiraf edelim, filmin sonlarına doğru beklenmedik sürprizler hazırlamıştır bize yönetmen ve senarist.Hazırlamıştır hazırlamasına da, birçok soru işaretini de bizimle birlikte bırakmıştır. İnanılmaz soğukkanlı ve dehşet saçan iki katilimiz var ve bunlar genç insanlar ama bu kadar vahşet bir insanın içinden neden çıkar? Bu sadece gençlik, kıskançlık veya aşk, tutku, saplantı gibi sebeplerle açıklanacak türden bir vahşet değil ikisi için de. Bu iki insanın da insanları hiç acımadan hiç düşünmeden kıtır kıtır doğrayabilmeleri için başlarından trajik bir olay geçmiş olmasını veya sağlam bir kinle dolmuş olmalarını bekliyorsunuz ama işte burası boş kalıyor. Sanki bu insanlar hobi olsun diye, biraz öfke duydukları herkesi öldürebilir, hatta sonra kendileri dahi ölmek isteyebilir… Eğer senaryonun bu kısmı biraz daha doldurulsaymış, film çok daha inandırıcı olacak, çok daha etkileyecekmiş seyirciyi. Ama bu şekilde kaldığında, “gençler kampa gider ve teker teker ölürler” filminin ötesine geçemiyor ve kendini fazla ciddiye alan ama aslında o kadar da ciddi olmayan bir film haline geliyor.

Teknik açıdan başarılı açılar, gerilimi arttıran efektler kullanılmış olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle gençlerin evde eğlenirken içki ve başka maddeler kullanmaları sonucunda kafalarının yerinde olmaması hallerinde, bizi de sarhoşluktan gözlerimiz iyi görmüyormuş gibi hissettiren efektler ve diğer sahnelerle geçişler oldukça başarılı olmuş. Ama bu, filmin başarısızlığını kapatamamış. Başlarken filmin adının üzerinde kan efektleri damla damla akarken, bitişinde “sealed with a kiss” çalması ve oyuncuların fotoğrafları ve isimleri geçerken renkli görseller kullanılması ise çok uyumsuz olmakla birlikte bitişinde sanki bir Tarantino havası estirilmeye çalışıldığını düşündürüyor. Gerilim severlere yeni bir şey vermeyecek, ortalama bir film.
http://beyazperde.mynet.com/sinekritikdetay.asp?id=1931