Büyük Aşk(Coco Chanel & Igor Stravinsky)

Bu sene, ünlü Fransız modacı Coco Chanel’in ölümünün otuzsekizinci yılı ve beyazperdede bu sene kendisiyle ilgili iki film yer alıyor. Bunlardan ilki, Büyük Aşk. Cannes’da da gösterilmiş olan film, ünlü modacının 1920’lerde ünlü Rus müzisyen Igor Stravinsky ile yaşamış olduğu tutkulu aşkı merkeze alıyor.

Chris Greenhalgh’ın 2002’de yazmış olduğu Coco&Igor adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu da Chris Greenhalgh yönetmenle birlikte oluşturmuş.

Hollandalı yönetmen Jan Kounen, filmin açılış sahnesini Stravinsky’nin The Rites of Spring isimli skandala yol açmış prömiyeri olarak seçmiş. Fazla modern, fazla yabancı, fazla devrimci ve fazla isyankar olduğu için eleştiri ateşine tutulan The Rites of Spring, stilin divası olma yolunda ilerleyen Coco Chanel’i oldukça etkiliyor ve Chanel yıllar sonra Rus İhtilali sonrası sefil bir hayat süren Stravinsky’i muhteşem villasında birlikte yaşamak için davet ediyor. Hasta eşi ve çocuklarıyla villaya yerleşen Stravinsky ile Chanel’in herkese ve her şeye rağmen yaşanan tutkulu aşkları filmin ana teması.

Bu filmde Chanel’i canlandıran Anna Mouglalis, sekiz yıldır Chanel markası için çalışmakta olan bir model. Dolayısıyla Karl Lagerfeld’den matmazel Chanel ile ilgili birçok bilgi alabildiğini söylüyor. Oyuncu olmamasına rağmen vücut dilini, jest ve mimiklerini oldukça iyi kullanabilmiş ve bu rolü kotarmış diye düşünüyorum. Film boyunca giymiş olduğu giysilerle de Chanel’i bize oldukça iyi yansıttı, film hem dönemi hem de Chanel’in stilini yansıtması açısından kostümleriyle oldukça başarılı. Filmde Rus besteci Stravinsky’i canlandıran Mads Mikkelsen ise kanımca hem bir müzik dahisi, hem de böylesine bir tutkuyu yaratan adam rolüne pek yakışmamış. Filmin sinematografisine gelirsek, kimi zaman klostrofobik, kimi zaman sembolik resimlerden ibaret diyebiliriz.

Filmin en büyük eksiği ise, bu iki insanın, sanatlarına yansıyacak kadar büyük bir tutku yaşıyor olmalarının içinin boş kalması… Bu film, çok şık bir elbisenin, giyen insanın üzerine oturmaması gibi bir hissiyat veriyor insana. İlişkinin gelişimi üzerine elle tutulur, etkileyici diyaloglar, bu tutkunun altyapısını oluşturacak bir doluluk hissi eksik maalesef. Sanki sadece seks yapan ve seksin vücutta yarattığı enerjiyle gidip besteler yapan/parfümler üreten iki normal insan var karşımızda… Halbuki bu çok ünlü ve kendi alanlarında çok dahi/çok yaratıcı iki insanın, eserlerine ilham verecek denli tutkulu bir aşk yaşamaları, seksin toksik etkisinden daha sağlam işlenebilirdi diye düşünüyorum.

Coco Chanel’in hayatını konu alan ikinci film, “Coco, Chanel’den Önce” ismini taşıyor. Ülkemizde Kasım’da vizyona girecek olan filmde ise Chanel’i, Amelie’den hatırlayacağımız Audrey Tautou canlandırıyor. Bu filme göre daha biyografik sanırım. İzleyelim görelim ve de kıyaslayalım.