Büyükada’da Ben Çocukken Adlı Belgeseli İzledik

Takip edenlerin bileceği üzere 2018 Mayıs itibariyle Büyükada’da Ekim’e kadar her Salı akşamı Büyükada Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi‘nde Adalar Kent Konseyi ve Ada Gönüllüleri Derneği’nin de katkılarıyla yönetmenlerimizi ağırladığımız film gösterimleri yaptık.

Kışın ise bu etkinliğin devam etmesi için Cat’fe Cafe ile anlaştık, birkaç haftadır her Pazartesi yönetmen konuklu film söyleşilerimizi sürdürüyoruz. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı konuğumuz yönetmen Cenk Kaptan‘dı, 2012 yapımı Ben Çocukken adlı belgeselini izledik hep birlikte.

Sevgili Selçuk Yöntem, Zafer Ergin, Aykut Oray, Rıza Erkekli, Yalçın Yelence, Nadir Göktürk, Murat Ertrel, Levent Akman, Burhan Şeşen, Turgay Tanülkü, Çiçek Dilligil ve Prof. Dr. Ünsal Oskay‘ın değerli yaşanmışlıklarıyla bezeli röportajlarla, başarılı animasyonlarla, çocukluğumuza ait oyun ve oyuncak detaylarıyla bezenmiş, nostalji kokan, sıcacık bir belgesel. Öte yandan 2007’de başlayan çekimlerde yapılan bu röportajlarda, internet çağının değiştirdikleri, çocukluğun evrilişi de masaya yatırılmış.

Sevgili Cenk Kaptan’a adamıza geldiği ve bizimle filmini paylaştığı, sorularımızı yanıtladığı için çok teşekkür ediyor, bu belgesellerin devamını bekliyoruz.

Mezuniyet

Lise yılları, aslında her insanın hayatında çok önemli yeri olan bir dönemdir. Yaş olarak hala çocuk olduğumuz, ama artık olgunlaşmaya da başladığımız, kendimizi ispat etmek istediğimiz, birilerine özendiğimiz, bir şeylere kafayı taktığımız, aşkı öğrendiğimiz, aşık olduğumuzu sandığımız, ailevi problemler yaşadığımız, “kimse beni anlamıyor” dönemleridir lise yılları.

Kişiliğin oturduğu yıllar olmasından dolayı, diğer arkadaşlarımızdan sıyrılmaya başladığımızı hissederiz. Birlikte misket oynadığımız can arkadaşımız aslında karaktersizin tekidir. Veya o artık bizim öyle olduğumuzu düşünüyordur. Kimimiz ailesinin maddi durumunun farkına varır ve bununla hava atar veya ezilir. En yakın arkadaşın artık bir züppe veya eziktir. Gene kişiliğin oturduğu yıllar olması sebebiyle cinsiyetinin farkına varmışsındır. Artık bir erkeksindir ve kavga etmelisindir. Artık bir kadınsındır ve makyaj yapmalısındır. Peki gerçekten bunları hissediyor musundur yoksa başkalarına mı özenmektesindir?

Üstelik en iyi arkadaşlıklar lise yıllarından kalan arkadaşlıklardır. En önemli çağlarını birlikte geçirdiğin can arkadaşlarını hayatının her döneminde yanında göreceğini düşünürsün, ama aldığın her kararda yanındalar mıdır, hep seninle kalacaklar mıdır bilinmez… Arkadaşlıkları anlayışsızlık, dikkatsizlik, sorumsuzluk veya kader ayırabilir…

Psikolojik açıdan önemli bulduğum bir konu olan ergenlik ve lise yılları dönemi, bir kitabın, bir filmin konusu olmaya çok müsait. 2006’da vizyonda izlediğimiz Sınav filmi de kanımca ergenlik konularına değinen filmler arasında sıyrılıyordu. Bu Cuma vizyona girecek olan Mezuniyet de, konuyu ele alışı ve konuya yaklaşımıyla basit bir gençlik filminden öte bir senaryoya sahip. Filmin senaryosunu yazan, filmi yöneten ve filmde rol de alan, çok genç, yeni bir sinemacı var karşımızda: Doğa Can Anafarta.

1987 doğumlu yönetmen, okullu bir sinemacı. Biri ödüllü dört kısa filmden sonra Mezuniyet’i çeken Anafarta’nın, bu genç yaşında ümit vadeden bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Filmde beni rahatsız eden bir-iki eksiklik vardı, örneğin mezuniyet balosu sahnesi çok eksikti, filmin adını da aldığı en önemli sahnelerden biri olması gereken ve şaşalı bir biçimde gösterilmesi beklenen mezuniyet gecesi, sanki koskoca okulda sadece filmin oyuncuları varmış, filmde tek bir öğretmen varmış gibi çok sönük bir şekilde geçiştirilmiş. Teknik açıdan sahne geçişlerinde de bazı sorunlar vardı.

Rahmetli Aykut Oray’ın rol aldığı son film olmasıyla aslında adından söz ettirecek bir film. Bir tek bunla da değil, demin de değindiğim gibi ele aldığı konu ve konuya yaklaşım biçimiyle, boş bir film çekmemiş genç yönetmen. Üstelik iddialı konuların üstüne de gitmiş, bekaret, eşcinsellik, ölüm gibi… Bir sonuca ulaşmış, bir mesaj vermiş mi, tartışılır, çünkü mesaj kaygılı bir film gibi ilerlemiş, ama bitişinde sanki, işte böyle böyle oldu diyip konuyu kapatmış. Gene de film beklenmedik tempo çıkışlarıyla aslında seyirciyi yer yer şaşırtmayı ve kendine çekmeyi başarmıştır diyebiliriz.

Filmde daha önce başka filmlerde görmediğimiz, oyunculukta yeni olduğunu düşündüğüm gençler vardı ve bir çoğu oldukça doğal ve başarılıydı. Film çıkışında bazılarına rastladım ve tebrik ettim, çok heyecanlı ve çok mutlu görünüyorlardı, umarım kaliteli işlerde yer almaya devam ederler.

Yolun daha başında olan yönetmenimize de başarılar diliyor, bu tarz senaryolarla, daha başarılı çekimlerle, daha iyi sinema filmlerine imza atabileceğini düşündüğümü belirtmek istiyorum.