Başka Çarşamba’nın En Kalabalık Gösterimi: Climax!

Gaspar Noé’nin 2 Kasım’da vizyona girecek filmi Climax’in ön gösterimi, dün Başka Çarşamba kapsamında seyirciyle buluştu. Başka Çarşamba’nın düzenlendiği yedi salonun da tam kapasite gösterim yapmasıyla film, Başka Çarşamba’nın en kalabalık gösterimini gerçekleştirmesini sağladı. Film Başka Sinema gösterimleri arasında rekor kırdı.

Her şeyin kontrolden çıktığı bir partiyi konu alan filmde; danslar, müzikler, neon renkler ve durmak bilmeyen bir kamera ile çılgın yönetmen Gaspar Noé bir kez daha kendine özgü bir dünya yaratmayı başarıyor.

Filmin etkisinden çıkamayanlar, tekrar seyretmek isteyenler ve seyretme şansı bulamamışlar için CLIMAX,  2 Kasım’dan itibaren Başka Sinema dağıtımıyla seyircileriyle buluşuyor.

O Kasların Hepsi Senin Mi?

 

Tüm dünyayla aynı anda ülkemizde de vizyona girecek olan Striptiz Kulübü 2/Magic Mike XXL için geri sayım başladı! Ünlü yönetmen Steven Soderbergh‘in Striptiz Kulübü/Magic Mike adlı 2012 tarihli ilk filminin devamı niteliğinde olan yapım, hızlı günlerden sonra artık kendi kabuğuna çekilmeyi planlayan Mike’ın emekliye ayrılmasının ardından yaşadığı üç yıllık süreç ve sonrasını konu alıyormuş. Bu yapımda da ilk yapımda olduğu gibi bol bol Channing Tatum, Matt Bomber, Adam Rodriguez, Kevin Nash ve kaslarını göreceğiz belli ki. Filmle ilgili yabancı basın yorumları özetle şöyle: “Kadın izleyici biletinin hakkını alacak. Bu filme direnmek anlamsız, kendinizi bırakın. Eğlencelik, iyi vakit geçirmelik….”

Kadının özellikle görsel sanatlarda bir cinsel obje olarak görülmesi ve kullanılmasına içimiz sinmeyerek alışık da olsak, aslında bir süredir sinemada erkek vücudunu da bir cinsel haz nesnesi olarak görmeye başladık. Modern toplumun ve cinsiyet rollerinin de değişimiyle kılık kıyafeti, tarzı gün geçtikçe başkalaşan erkek figürü, sinemada da kendisini gösteriyor. Artık erkek karakter dendiğinde göbekli, bakımsız, kel, bıyıklı, demode erkekler düşünmüyoruz. Renkli kıyafetler giyebilen, saçından cildine kadar özen gösteren, kaslı,  rahatlıkla şort mayosuyla gezebilen ve “baklavalarını” sergileyen erkek karakterler var artık beyazperdede ve ekranlarda, yaz mevsimi, dans ya da dövüş/aksiyon bahanesiyle erkekler çıplaklaşıyor, biz kadınların da gözü gönlü açılıyor sonunda, yaşasın!

Magic Mike çılgınlığı, aklımıza bu kafada başka filmleri de getirmedi değil. Yazının devamı için http://cinedergi.com/sayi/83/ – sayfa 12-15

Loft/Daire Film Eleştirisi

Erik van Looy’un 2008 yılında çektiği, Belçika tarihinin en fazla gişe yapan filmi Loft’u, 2010’da Hollanda’lı bir kadın yönetmen, Antoinette Beumer yeniden çekmişti. O yıl, ilk filmin yönetmeni van Looy’un Loft’u bir kez daha, bu kez Hollywood’da farklı oyuncularla çekmeye başlamış olduğu bilgisi gelmişti. Biz de sormuştuk, acaba aynı filmi 3 yıl içinde 3. kez çekmeyi bu kadar cazip hale getiren nedir? Şaşırtıcı gişe başarısı olsa gerek… Ve yönetmenin kendi filmini Hollywood kodlarıyla yeniden çektiği yapımLoft/Daire, bu hafta ülkemizde vizyonda.

5 evli erkek arkadaş, rahat kaçamak yapabilmek için aynı çatı katı (bu kez asma kat gerçi) dairesini düzenli olarak kullanır. Bir gün dairede yatağa kelepçelenmiş sarışın bir kadını ölü bulurlar. Tabii ki 5 arkadaş birbirinden şüphe etmeye başlar. İşlenen cinayet, bu 5 iyi arkadaşın aslında birbirleri hakkında ne kadar az şey bildiklerini ortaya çıkarır. Katil ise asla tahmin edilemeyecek şekilde filmin hikayesine saklanmıştır.

Aslında erkek egemen bu hikayeye bir kadın yönetmenin bakış açısı önemliydi ama Beumer pek de yeni bir şey söylememişti doğrusu, bu eğlenceli “katil kim” oyunuyla kafamızı karıştırmak ona da yeterli gelmişti. Önceki filmleri izlememiş olanlar için usta işi bir yönetmenlik ile kaç kere çekilirse çekilsin merak uyandırıcı, şaşırtıcı, sürükleyici olacak bir yapısı var hikayenin. Yani hikaye öyle sağlam ki, gişe başarısı kadar işin keyfi de motive ediyor olsa gerek yönetmenleri, eldeki bu ürünle “oynamaya”… Hollywood işi yapımda oyuncuların daha “şık”, daha “güzel”, daha albenili seçildiklerinin de altını çizelim. Özellikle Lord of The Rings üçlemesinden tanıdığımız Karl Urban ve X Men üçlemesi, Superman Returns gibi filmlerden hatırlayacağımız James Marsden hem yakışıklılıklarıyla hem de başarılı oyunculuk performanslarıyla filme yakışmışlar.

Sadakat, ahlak, dürüstlük, aşk, evlilik, aidiyet gibi kavramları sorgulatan, başından sonuna heyecanı ayakta tutan, haftanın şans verilmesi gereken filmlerinden biri…

Ozon’un Olgunluk Dönemi

Mayıs 2013’te Cannes Film Festivali’nde izledim Genç ve Güzel’i. François Ozon ve Marine Vacht ile söyleşi yapma fırsatı da bulmuştum, buradan okuyabilirsiniz.

Aralık 2013’te CineDergi’deki MELİSİNEMA köşemde François Ozon’un sinemasını ve son filmi Genç ve Güzel’i anlattım.

2013 Mayıs’ta, Cannes’da izlediğim filmlerden biriydi Jeune&Jolie, Türkçe adıyla Genç ve Güzel. Şimdi ise Aralık sonunda vizyona giriyor ülkemizde. Cannes gösteriminin ardından, çeşitli ülkelerden 3-4 gazeteciyle birlikte keyifli bir röportaj yapma imkanı da bulmuştuk yönetmenle. Yeni Dalga’nın en önemli Fransız yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen François Ozon, gördüğümüz kadarıyla hala genç, yakışıklı, modern, hoş, zeki ve çevresine olumlu enerji veren, mutlu biri. Takip edenlerin bildiği üzere, çok çalışkan, üretken bir yönetmen, her sene mutlaka bir film çekmesiyle ünlü, bu genç yaşında filmografisinde tam 14 adet uzun metraj film var. Bir auteur yönetmen olan Ozon’un filmografisindeki eserleri incelediğimizde, “işte bu Ozon’un imzası” diyebileceğimiz ortak öğeler bulabiliyor muyuz, elbette bulabiliyoruz. Fakat bu demek değil ki Ozon kendini tekrar ediyor, aksine filmleri; tempo, dramatik yapı, ciddiyet veya mizah gibi unsurlar açısından çok da benzerlik teşkil etmiyor. Ayrıca filmografisini kronolojik sırayla takip ettiğinizde, son yıllarda ciddi bir olgunluk dönemine girdiğini de görebilirsiniz yönetmenin.

Jeune&Jolie, yönetmenin diğer filmlerinden epey farklı. Herşeyden önce, epey gerçekçi, ayaklarımız yerden kesilmiyor, kanatlanıp uçmuyoruz! Ayrıca son yapımlarında çoğunlukla yaşça geçkin karakterlerin etrafında dolanıyorduk, şimdi ise gerçekten “gençlik ve güzellik” odağımız. Filmde başrolde dünyalar güzeli bir genç kız var. Şu an 24 yaşında olan Marine Vacht, ilk kez kamera karşısına geçiyor oyunculuk için, kendisi aslında bir model. Fakat Cannes’daki gösterimden sonra da oyunculuğunun büyük beğeniyle karşılandığına şahit olan genç kız, kariyerine bu yolda devam etme kararı aldığını röportajda bizimle paylaşmıştı. Yönetmen  ise kendi yazdığı bu senaryonun başrolündeki kızı bulmak için epey uğraştığını anlatmıştı bize. Filmde Marine’nin canlandırdığı Isabelle karakterinin polisle yüzleştiği, özellikle mimiklerin önemli olduğu bir sahne vardı. Ozon deneme çekimlerinde adaylar ile senaryonun o kısmını paylaşmış.  Denemeler esnasında Marine’nin gözlerinde gizemli birşeyler görmüş, o bakışların, o yüz ifadesinin arkasında neler olup bittiğini merak ettiğini farkettiği noktada bu rol için Marine ile çalışmak istediğine karar vermiş.

Filmde Isabelle, annesi, erkek kardeşi ve üvey babasıyla yaşayan 17 yaşında, güzel bir genç kız. 17 yaş aslında bu filmin en önemli gerçeği belki de çünkü 17 yaşında her genç meraklıdır. Hayatla ilgili birşeyler öğrenmek, büyümek ister. 17 yaşının kıymetini bilmez aslında, daha olgun olmaya öykünür ama bunun için de çocukça hatalar yapabilir. Çok fazla sigara kullanabilir, alkol kullanabilir, uyuşturucu kullanabilir,  aşırı zayıf olmak isteyebilir,  cinsellik yaşayabilir. Bunlar çocukluktan gençliğe adım atılan yaşlarda deneyimlenmesi tehlikeli olan şeylerdir ama tam da bu yüzden merak uyandırıcı ve çekicidir. Burjuva bir ailenin kızı olan Isabel bu saydığımız tehlikeli durumlar içinden cinselliği seçiyor, belki daha olgun hissetmek için, belki güzelliğinin, kadın olduğunun farkında olduğu için, belki serbest aile yapısının, belki de gerçek babasının etrafta olmayışının verdiği boşluktan,; bu belki’lere yüzlerce sebep ekleyebilirsiniz. O, cinselliği yaşayarak tatmin olacağını düşünüyor. Önce bu kararını, yazlıkta yaşıtı bir çocukla bunu deneyimlemek kadar direkt ve kolay bir yolla uyguluyor Isabelle. Fakat kendisini iyi hissetmiyor. Onu büyütecek, belki sorunlarından kurtaracak deneyim bu değildir. Yetinmez genç kız. Yaz biterken kışlık evlerine dönerler ve sonbahar gelir, okullar açılır. İsabel birşeyler karıştırmaktadır. Evde kimseyle bir şey konuşmaz, sürekli meşguldür, okul dışında sürekli biryerlere gitmektedir. Suratı asıktır, ciddi ve duygusuzdur.  Gerçekse şudur: Isabelle, internette kendisine bir web sitesi açmış, yaşlı adamlarla otellerde buluşmakta, fahişelik yapmakta, para kazanmaktadır. Para kazanmaya ihtiyacı olan bir kız değildir Isabelle. Neye ihtiyacı vardır peki?

Devamı CineDergi’nin 65.inci sayısında.. Sayfa 60-61-62

Genç ve Güzel / Young and Beautiful

Her zaman söylerim, kendi senaryosunu filmleştiren yönetmen candır! François Ozon da bu canlardan biri. Sondan bir önceki filmi Dans La Maison/Evde ülkemizde yeni vizyona girerken, Cannes’da yarışan ve bu sene burada izlediğim üçüncü film olan Jeune & Jolie, Ozon’un son filmi ve film, hikayesi ile kuvvetli herşeyden önce. Kuvvetini hem gerçekçiliğinden, hem tutarlılığından, hem de etkileyici seçimlerinden (kast, müzik..) alıyor.

16’sını yeni bitirmiş, adeta masum güzellik tanımının sözlükteki karşılığı olabilecek bir genç kız olan Isabel’in, olgunluğa geçişine şahit olacağız film boyunca. Ama ne geçiş!

Isabel’i olağanüstü bir başarıyla canlandıran Marine Vacth, sinema için çok önemli bir buluş bana soracak olursanız. 21 yaşındaki model, şimdiden “artık aynı zamanda bir oyuncuyum” diyor röportajlarında, bu iddiasında haksız da sayılmaz. Film boyunca genç kızın yaşadığı süreçleri gözlerinden okuyabiliyorsunuz, adeta yaşıyor bütün olan biteni, değişiyor, başka biri oluyor.

Film bir röntgen sahnesiyle açılır gibi oluyor, dürbünle üstsüz güneşlenen Isabel’i gözetleyen aslında küçük erkek kardeşinden başkası değil. İlk kareden itibaren bize ipucunu veriyor aslında Ozon: Isabel’in özel hayatı didik didik edilecektir.

Eğlenceli, anlayışlı, keyifli, modern, orta sınıf bir ailenin kızı aslında Isabel, yaz tatilinde yazlıklarında güzel vakit geçiriyorlar. Isabel, Felix isminde yakışıklı, sarışın, Alman bir çocuktan hoşlanıyor, ailesine de tanıştırıyor, aile kızlarının flört etme ihtimali bulunan bu sarışın çocuğu çok seviyor, hemen aralarına alıyorlar fakat Isabel farklı bir kız, Felix’e çok da yüz vermiyor, bu konuda ailesini bile şaşırtıyor. Isabel 17’sine girmek üzere ve seksi merak ediyor. Felix’le bunu yaşamayı kafasına koyuyor, erkek kardeşiyle bile paylaşıyor konuyu. Sanki seks yapmak kafasında gerçekleştirmek istediği bir “projeymiş” gibi davranıyor genç kız, çok yakışıklı ve popüler bir çocuk olmasına rağmen Felix’e aşık değil. Sevişiyorlar. Hiçbirşey hissetmediği tüm mimiklerinden belli olan Isabel, sevişme esnasında kendisini dışardan izliyor. Kendisiyle göz göze geliyor. Dışardan izleyen gözler daha masum sanki, ne yapıyorsun der gibi… Tüm sevişme boyunca onları izleyen kendi gözleri, boşaldıkları an kayboluyor. Masumiyet onu o anda terkediyor adeta.

Isabel, annesiyle ve erkek kardeşiyle oldukça yakın ilişkiler içerisinde olan, masum bir güzel fakat meraklı da. Yaz bitiyor ve kışlıklarına döndüklerinde Isabel bazı işler karıştırmaya başlıyor. Ailesine esini kadar yakın davranmıyor. Bir de bakıyoruz ki Isabel otelin birinde bir adamla buluşuyor, üstelik adam oldukça yaşlı. Seks yapıyorlar ve adam ona para veriyor. Neden? Bu kadar iyi bir aileye sahip 17 yaşında bir genç kız neden fahişelik yapar sizce? Neden para kazanmak ister böyle bir işle?

Filme çok uzaktan bakarsanız ve filmlerin ahlaki sorumlulukları olduğunu düşünenlerdenseniz, Jeune & Jolie’nin , fahişelik yapan gençler, toplumun geldiği nokta, internetin fahişeliği bile ne kadar kolaylaştırdığı gibi hükümlerden bahseden bir film olduğunu düşünebilirsiniz, fakat konunun içine girdikçe, yönetmenin de anlattığı gibi, filmin asla mesaj vermek isteyen bir film olmadığını, aslında sadece insan evladının psikolojik gelişimini, büyüyüşünü konu aldığını rahatlıkla algılayabilirsiniz. Film genç bir kızın büyüme evresinde yaşamak istediği deneyimleri, o korkusuzluğu konu alıyor aslında. Burada anlatılan fahişeliğin kendisi değil, fahişelik İsabel’in kişisel yolculuğunu tamamlaması için bir araç sadece.

Filmin tutarlı yapısı, en çok hoşuma giden gücü oldu. Herşey o kadar yerli yerinde ki… Kızın psikolojisine o denli iyi inilebilmiş ki… Hem yönetmenlik, hem senaristlik hem de kast başarısı bu!

Filmin en önemli sahnelerinden birinde, deneyimli oyuncu Charlotte Rampling var. Isabel’in yaptığı şeyden dolayı hissettiği suçluluk duygusundan arındığı bu sahneye bayıldığımı söylemeliyim.

Sinema, hikayeyi görsel yolla anlatma sanatıysa, Ozon’un bu konuda çok ama çok başarılı olduğunu söylemeliyiz. İnanılmaz derecede derli toplu çekilmiş, tutarlı, etkileyici sahneleriyle, müziğin o filme birebir uyan melankolik havasıyla, çıplaklığı inanılmaz estetik biçimde gösterişiyle, insanı hızla içine çeken bir film. Yönetmenin sinemasının meraklıları, ve sinemada derli toplu hikaye anlatma sanatıyla ilgilenen herkesin bu filme bayılacağından hiç kuşkum yok. Marine Vacth’ın sade güzelliği ise adeta tartışmasız! Yönetmen ve oyuncuyla Cannes’da yaptığım röportajı okumanızı da tavsiye ederim, filmi çok güzel betimlediler: http://www.beyazperde.com/dosyalar/sinema/dosya-50575