Me Before You – Senden Önce Ben

Bu yazı filme dair bazı sürprizleri ele vermektedir.

İnsan yaşam süresi ortalama 75 – 80 yıl dersek, ölüm bu sürenin hangi kısmında gelirse gelsin kabul etmesi çok zor bir gerçek ne yazık ki. Hele ki genç yaşta gelen hastalıklar sonucu acılar çekilerek ölüme gidilen yol, hem bunu yaşayan hem de onun çevresi için başa gelebilecek en zor hadise…

Maalesef iç karartıcı bir açılış oldu fakat, bu hafta vizyona giren filmlerden Me Before You/Senden Önce Ben, genç yaşta sakat kalan ve yaşamını devam ettirmekte zorlanan Will ve çevresindeki insanların bu durumdan etkilenişlerini konu alıyor. Film, 2012’de kendi ülkesi İngiltere’de ve 27 ülkede daha çok satanlar listesine girmiş bir romandan uyarlanmış ve işin güzel yanı, romanın yazarı Jojo Moyes filmin senaryosunu da direkt kendi yazmış. Yönetmen koltuğunda ise ilk kez bir sinema filminin başına geçen, tanınmış tiyatro yönetmeni Thea Sharrock var.

Uzun boylu, atletik, yakışıklı, pek çok spor yapan, ve iyi bir ailenin oğlu olan Will (Açlık Oyunları’ndan tanıdığımız Sam Claflin) sevgilisinin yanından ayrılıp yolda aceleyle bir yerlere koştururken kendisine çarpan bir motosiklet yüzünden sadece yüzünü, azıcık boynunu ve iki parmağını kullanabilecek şekilde felç kalıyor. Hayata küsen Will’in varlıklı ailesi onu hayata döndürmek için ellerinden geleni yapıyorlar.  Kasabada yetişmiş, renkli ve tuhaf elbiseler giyen, Polyanna kılıklı Louisa (Game of Thrones’un platin saçlı kraliçesi Emilia Clarke)  ise o dönem işsiz kalmıştır, ciddi anlamda paraya ihtiyacı vardır ve Will’in annesi oğluna bakıcı olarak onu işe alır. Çok neşeli, şen şakrak olmakla birlikte sakar ve kendine güvensiz bir tip olan Lou, ilk günler Will ile iletişim kurmakta başarısız olur ama zaman geçtikçe iyi iki arkadaş olmaya başlarlar. Will Lou’nun pozitif enerjisinden beslenirken Lou ise Will ile yepyeni bir dünyaya kapılarını açmaktadır, ondan en sevdiği şehir  Paris’i dinler, birlikte daha önce hiç duymadığı filmler izlerler vs. Lou Will’i dışarı çıkarmaya, tiyatrolara, konserlere götürmeye başlar, hatta birlikte bir tatil planlarlar ve aralarındaki arkadaşlık da aşka dönüşmeye başlar fakat Will kararını vermiştir, ötenazi yoluyla hayatına son verecektir, bunun için gerekli kişilerle görüşmüş, imzalar atmıştır. Onu hayata döndürdüğünü zanneden Lou bu karara şok geçirse de Will bir daha eskisi kadar mutlu olamayacağını bilerek yaşamanın bir anlamı olamayacağını ona anlatır. Yıkılan aile de Will’in bu kararına saygı duymak zorunda kalırlar.

İlk uzun metrajını çeken Sharrock yönetmenlik anlamında çok iyi iş çıkarmış doğrusu. Mekanlar, renkler, dekor ve kostüm, planlar, ışık kullanımı, müziğin kullanımı,  herşey dört dörtlük, hatta bu denli dramatik bir konu için film fazlasıyla şekerli pasta kıvamında. Bu da elbette arada mizah yönü de olan, neşeli ve romantik anlar da barındıran filmi daha izlenesi kılıyor, izleyiciyi depresyona sürükleyen, karanlık bir yapısı yok filmin. Yutkunmaya başladığınız ve gözlerinizin dolacağı sahneler daha çok son on dakikada mevcut fakat filmin finali bile renkli ve pollyannavari. Emilia Clarke gerçekten çok şirin bir kadın fakat abartılı mimikleri bir süre sonra gerçekten izleyeni yorabiliyor. Öte yandan rolünün hakkını vermiş elbette, keza Sam Claflin de öyle, zira felçli birini oynamak fiziksel açıdan da ruhsal açıdan da zor olsa gerek… Yan karakterler de ellerinden geleni yapmışlar diyebiliriz. Temiz bir yönetim ve sevilen, başarılı oyuncular ile somut olarak elimizde kaliteli bir romantik-dramatik yapım var. Hikayenin umut veren yanı kısmına gelirsek, evet, kasabalı Lou, Will’i tanıdıktan sonra bambaşka biri artık ve bir ölüm belki başka bir yaşamı başka bir yöne sürükledi fakat tekerlekli sandalyeye mahkum birinin ölmeye karar vermesi ne kadar umut verici bir durum, orası gerçekten tartışılır. Günümüzde engelli sporları ve çeşitli faaliyetlerle ilgili o kadar çok yol kat edildi, öyle başarılar elde edildi ve o kadar çok insan hayata bambaşka şekillerde sarılmaktalar ki… Süresi uzunca olan ama bir solukta kendini izleten bu filmi izleyin, sonrasında da çevrenizle tartışın derim, zira lolipop şeker görüntüsündeki romantik dramımızın dayandığı konular hiç de eften püften değil…

Ötenazi tüm dünyada hala tartışmalı bir konu bildiğiniz gibi. Tedavi ile iyileşmesi mümkün olmayan hastaların doğal yollarla ölmeyi beklemek istememeleri hayatlarına son verilmesi için gerekenin yapılması anlamına geliyor ve şu an dünyada Kanada’da, Hollanda’da, Belçika’da, Lüksemburg’da ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde yasal. Film her şeyden önce ötenazinin ne derece insan hakkı olduğunu, ne derece doğru bir karar olup olmadığını beyninizde döndürüp durmanızı ve pek de bir sonuca varamamanızı sağlıyor aslında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s