La Vanite / Kibir

İstanbul Film Festivali’nde, altyazılarını beyazperde’ye fırlatma (launching) görevim sırasında izlediğim Kibir, şansıma çok keyifli bir film çıktı.

Yaşını başını almış ve kanser hastalığına yakalanmış David Miller, kanserin onu zayıf düşürüp öldürmesini beklemeden hayatına kendisi son vermek ister. İnsanlara intihar etmeleri konusunda yardım eden bir şirket vardır ve Miller anlaşılan bu şirketle bağlantı kurmuştur, çünkü Miller’ı bir kadınla bir otel odasına girerken ve değişik diyaloglar kurarken izlemeye başlarız ve durumu bir süre sonra kavrarız.

Ona bu intiharda yardım edecek olan Espe, tuhaf bir kadındır, bir şekilde Miller ile bir bağ kurmuş ve ölmesini istemiyor gibidir. Otelde yan odalarından sesler gelmektedir, böylelikle müşterilerini kabul etmekte olan ama aslında evli ve çocuklu jigolo Treplev’le tanışırlar. Hayatı boyunca bağ kuramadığı oğlu ölümüne eşlik etmek istemeyince Miller Treplev’i bu eşliğe ikna etmek ister ve böylece bu üçlünün sohbet edecek zamanları olur ve aralarında bir dostluk başlar.

Konu ölümdür, ötenazidir ama senaryodaki kara mizah tonundan dolayı sürekli bir sırıtış yerleşir yüzümüze izlerken, hatta ara ara güleriz. İronik ve sinsi, kışkırtıcı düşünceler vardır diyaloglarda.

Otel odasının dokusu, atmosfer neredeyse sürreal bir evren yaratır. Tiyatral bir havası da vardır olan bitenin. Görüntü yönetmeni Patrick Lindenmeier, özellikle kullandığı kırmızı ve yeşil tonlarla, otel odasının pastel renklerinin de yardımıyla, filme masalsı, düşsel bir hava katmış. Lionel Beier ise İsviçreli genç bir yönetmen olmakla birlikte, bu yedinci uzun metrajı ve ne yaptığını bilen, kendine has dili oturmuş bir yönetmen olduğu her halinden belli. Kendisiyle yapılan bir röportajda ölümü ciddi bulmadığını, sinemanın da bir anlamda gerçeklerden başka bir tarafa bakmak için iyi bir materyal olduğunu, mizahın da bu noktada bu materyale iyi bir destek olduğunu düşündüğünü söylüyor.  Önceki filmlerinde de hep bir kara mizah ve alaycılık hakim. Yönetmenin Kibir’deki oyuncu seçimleri de çok başarılı, Henry Miller’ı canlandıran Patrick Lapp, İsviçre’de tanınmış bir oyuncu ve kendisiyle dalga geçebilen, hayatı çok da ciddiye almayan bir karakteri canlandırmakta gerçekten çok başarılı. Keza Almodovar filmlerinden bildiğimiz Carmen Maura da Espe rolüne cuk oturmuş.

Ölüm, yaşam, ilişkiler, bağ, aile, fahişelik, ebeveyn olma, pişmanlıklar, ötenazi, kararlar… Bu denli ciddi ve önemli konuları neredeyse fantastik bir biçimde beyazperdeye yansıtan, hayatla ilgili önemli soruları acı bir gülümsemeyle düşünmek durumunda bırakan, estetik yönü kuvvetli, keyifli bir film Kibir. Alaycı yapısıyla kibirli bir film olduğunu da söyleyebiliriz… İyi seyirler.

Not: Bu film festival döneminde populersinema.com sitesinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s