Emek Sineması

Spiritüel bir konuymuş gibi başlayacağım ama elimde değil, hem biraz da öyle zaten. Bu hayatı anlamlı kılan biz insanlarız. Beyni ve duyguları gelişmiş, bu yüzden de binalar dikebilmiş, uçaklar üretebilmiş, aile kurmak, sevgi, aşk, annelik, babalık gibi kavramları oturtmuş, düzenler, kurallar, kanunlar kurmuş, eyaletler, devletler, ülkeler, şehirler, sokaklar, binalar, yuvalar meydana getirmişiz. Kitaplar yazmış, şarkılar bestelemiş, ağıtlar yakmış, filmler çekmişiz. Bütün bunları anlamlandıran, toplu halde yaşarken birlikte aldığımız bazı kararlar aslında. Zaten bu anlamlarda anlaşamadığımızda tartışmadan kavgaya, cinayetten savaşa kadar gidebiliyoruz.

Teknolojinin gelişmesi, bilgi çağının hızı, iş hayatının zorluğu, şehirlerin kalabalıklığı, ekmeğin aslanın ağzında oluşu, geçim sıkıntıları, kadın erkek demeden büyük bir koşuşturmanın içinde olan insanoğlundan zamanını çalmakta. Hepimiz aceleci, yorgun ve mutsuzuz. Günde 10 saat çalışıp, günün 2-3 saatini yola, 8 saatini de uykuya verdiğimizi düşünürsek geriye 3 saat gibi bir zaman kalıyor, yemek yemek, duş almak gibi ihtiyaçları karşılamak için. Nerede kaldı birşeyleri anlamlandırmak?

Eskiden böyle değilmiş. Bu denli acele, kalabalık, zorluk olmadığından, farklı düzenler içinde daha sakin, daha mutlu, daha çok kendilerine zaman ayırabilen aileler varmış. Bir varmış bir yokmuş. Bu aileler boş zamanlarında İstiklal Caddesine çıkmak için süslenir püslenir, saatlerce hazırlanır, bu caddede salına salına yürürlermiş, Markiz pastanesinde kahvelerini içip, Emek sinemasında filmlerini izlerlermiş.

36 yaşındayım, İstiklal Caddesi aşığıydım lise yıllarımda. Anadolu yakasında oturduğumdan, benim için karşıya geçmek, kendimi İstiklal Caddesi’ne atmak, kültür sanatla buluşmak demekti. Sergiler, kütüphaneler, kitaplıklar, cep sinema salonları, ara sokaklara atılmış tabureler üstünde içilen çay kahve, söyleşiler… Anadolu yakasında olmayan şeyler. O tarihi doku, binaların o eski yapısı, beni bambaşka bir ülkeye gitmişim gibi hissettirirdi. İstiklal Caddesi çok değişti. Tarihi doku yavaş yavaş kaybediliyor, Bağdat Caddesi mi olacak burası diye korkuyoruz nicedir.

Şahsen Emek sinemasında da epey film izlemişimdir. Tarihi bir eser olmasa da “eski” liği her zaman hoşuma gitmiştir. O dokuyu korumuş olmaları, eskimiş olsa da iş gören kırmızı koltukları, locaların, balkonların oluşu, tavandaki, duvarlardaki eski motifler, beyazperdesinin üstündeki o kocaman E harfi. Büfesinin, fuayesinin sadeliği. Nice festivallere de ev sahipliği etmiş olduğundan hem sinemaseverler için hem sinema sektöründe çalışanlar için o kadar çok anıyı biriktiren bir yer olmuştur ki Emek sineması. İstiklal’de dümdüz yürürken, o sokaktan sağa saptığınız anda sinemaya düz ayak ulaşmak bile, o “mahallemizin sineması” hissiyatını vermesi açısından önemliydi.

Örneğin yakın zamanda faaliyet göstermeyi bırakarak hepimizi üzen Feriye sineması’nda da benzer bir nostaljik hissiyat vardır. Deniz manzarasına, lüks çevresine ve hala çok eskimemesine rağmen yine de balkonlu yapısı ve yeni sinema zincirlerine benzetilmemesi, öyle bir çabaya girilmemesi dolayısıyla o nostalji havası, o sade ve içten hali değerli kılar o salonu da kanımca.

AVM’lerin içine girip, aşırı lüks mağazaların ve hamburger kokularının arasından geçip kişiliksiz bir tarzla, sadece izleyiciyi koltuklarının konforuyla kazanmaya çalışıp bilet parasını 25 TL’den aşağı çekmeyen, sadece Türk komedi, korku filmlerine ve Hollywood blockbuster’larına yer veren sinema zincirleri elbette ki bize Emek’in ya da Feriye’nin hissettirdiklerini yaşatamıyor. Elbette ki bir yeri değerli kılan o yerin tarihi bir eser olup olmamasından ziyade o mekanda neler yaşadığınız, sizin o mekana ne anlamlar yüklediğinizle ilgili. Emek sineması, yaşanmışlıklarıyla değerli bir sinemaydı. 1924’te açılan sinema, 1940’larda Emekli Sandığı’nın mekanı satın almasıyla Emek adını almış.

Neyse gelelim son 3 yıla. Kamer İnşaat’ın Emek sinemasını yıkma, Circle D’orient binasını restore etme ve bu esnada Emek sinemasını da “yıkmıyoruz, yukarı kata taşıyoruz” söylemi ve kararlarına itirazlar geldi, zira Emek’in yerinde restore edilemez halde oluşu ile ilgili rapor bir türlü netleşemedi. İşte anlaşmazlıklar burada başladı. İletişim sorunları başladı. Emek’in olduğu yerinde restore edilemeyecek halde oluşu gerçektiyse bunun kapılar sonuna kadar açılarak, herkesin anlayacağı şekilde tane tane açıklanması gerekiyordu öncelikle. Eğer konu sadece Circle D’orient binasını bir AVM yapmak ve hazır yapıyorken de sinemayı içeri taşımaktıysa da o zaman böyle bir yalana hiç başvurulmayacaktı. Çelişkili ifadeler herkesin güvenini sarstı. Neticede, restorasyon yapılıyor diye yıkılan ve yok sayılan o kadar çok örnek vardı ki geçmişte, bunlar da güvensizliğe tuz biberdi.  2013’te Emek’le ilgili yedinci yürüyüş yapılırken bundan öncekiler gibi barışçı bir yürüyüş olmasına ve 3 sene boyunca daha önceki 6 yürüyüşte hiçbir problem çıkmamasına rağmen polis şiddetle müdahale edip, yürüyüşçülere gaz ve su sıkınca, yaralananlar, gözaltına alınanlar olunca iş bambaşka bir boyuta dönüştü. Sonuç olarak Emek sineması tamamıyla yıkıldı.

Ben olaya şöyle bakıyorum. Emek sineması, içindeki anılarıyla, tarih olmuştur. Şahsen olduğu yerde restore edilebilir miydi’nin tam yanıtını hala alabilmiş değilim. “Zaten kimse gitmiyordu, eskiydi, soğuktu, kullanışsızdı, keşke bir müsaade edilseydi de o zaman sinema merkezine dönüştürülseydi vs” muhabbetlerini de artık geçersiz buluyorum çünkü olana ölene çare yok. Bu tavrım kabullenme, alttan alma, susma, pısma olarak algılanmasın, çünkü yukarıda da yazdığım gibi Emek’in yıkılması sürecinde iletişim sorununun çok büyük olduğunu, tavrın çok yanlış olduğunu, işin siyasi boyutlara gelmemesi gerektiğini ama ne yazık ki geldiğini ve bir devrin kapandığını düşünüyorum.

Bugün Circle D’orient binasında 3 yıldır devam etmekte olan restorasyonun içine girerek Mart’ta kapılarını açacak olan, yeni Emek sinemasını gezdim. Öncesinde Emek Sanat ve Kültür Vakfı’nın yeni genel müdürü Remzi Bey bize bilgi verdi. Remzi Buharalı eski devlet opera ve baleleri genel müdürü ve trombon grup şefi imiş. Bir sanat insanı olarak bu projeye başından beri herhangi bir işletmecinin bakış açısıyla bakmadığını söyledi.

Gelelim sadede. Ben bugün gezdiğim sinema salonunu çok beğendim. Balkonları, locaları olan, gerektiğinde başka sanat gösterileri için de düzenlenebilecek olan, AVM’lerin içinde görmeye alışkın olduğumuz uzay dokulu saçmasapan kişiliksiz salonlara benzemeyen, Emek’i geçtim,  İstiklal’in ve Circle D’orient’ın o tarihi dokusuna yakışan (Demirören’e girip CinemaPink’e girmek gibi değil yani), 601 koltuklu, koskocaman gümüş perdesi olan, tertemiz bir mekan.  Yani burada film izlemek ister miyim, rahatlıkla izler miyim, neden istemeyeyim ki, neden izleyemeyeyim? Farkındaysanız Emek’le ilgili bir şey söylemiyorum.

Gelelim işin Emek kısmına. “Yıkmadık taşıdık”, kimsenin kanmayacağı bir ifade. Emek yıkılmıştır. Yeni bir sinema salonu yapılmıştır. Bu yeni sinema salonunda  Emek’in anılarını, tarihi dokusunu yaşatmak adına metrekaresinden tasarımına her şey birebir kopyalanmış, hatta Emek’in en önemli özelliklerinden biri olan Barok ve Rokoko bezeli yaldızlı parçalar yıkım sırasında yaklaşık bin parçaya bölünerek küçük parçalar halinde kesilen tavandan akıllı vidalarla monte edilmiş. Örneğin Emek’in bulunduğu katta küçük bir  adet çok amaçlı salon (tiyatro ya da özel gösterimler için kullanılabilecek), alt katında ise 8 normal dekorlu sinema salonu daha olacak. Bilet fiyatlarıyla ilgili kesin bir bilgi yok ama öğrencilere özel indirimler olacağını söyledi Remzi bey.

Amaç film izlemek midir? Amaç sanat etkinlikleri düzenlenmesi midir? Burası bu ihtiyaçları karşılayacak. Burası eski Emek mi, yeni Emek mi, taşıdılar mı, yıktılar mı tartışmalarından bağımsız olarak. Açıkçası olaya birbirinden bağımsız iki olay olarak bakıyorum. Emek mücadelesi haklı bir mücadeleydi, yıkımının bu denli oldu bittiye getirilmesi, doğru dürüst bir açıklama yapılmaması ve polisin, siyasetin işe bulaştırılması hazmedilecek gibi değildi. Bu bir konu. Belki hala tartışılması, ilerde aynı hataların tekrarlanmaması için üzerinde durulması gereken, başka bir dava.

Circle D’orient binasının restorasyonu ve içindeki yeni sinema salonlarının hoşluğu ise geleceğe yönelik bir güzellik ve bu başka bir konu bence artık. Adının Emek olması ve tarzının Emek’le birebir olması benim için sadece Emek’e bir saygı duruşu anlamını taşıyor. Emek yıkılmadı, yenilendi diyecek kadar saf değiliz hiç birimiz. Fakat ben şahsen restore edilen Circle D’orient binasının içindeki eski motifli yeni sinemanın iş göreceğine inandığımdan olaya çok negatif bakmıyorum. Anlamları biz yaratıyoruz. Geçmişte yaşanan bu kötü ve haksız olayın acısını, yeni ve kullanılır, işe yarar bir yapıdan çıkarmayı anlamsız buluyorum. Mart ayında açılacağı söylenen sinemaya siz de bir şans verin, sonra kendiniz karar verin derim.

İyi seyirler.