Jurassic World

Michael Chrichton‘ın romanından Steven Spielberg tarafından 1993 yılında sinemaya uyarlanmış olan, tüm zamanların en başarılı sinema deneyimlerinden birisi olarak kabul edilen Jurassic Park ve devam filmleri, zamanına göre görsel efektlerin şaşırtıcı kullanımı, dengeli senaryosu, başarılı oyunculuklarıyla tüm sinemaseverlerin gönlünü kazanmıştı. Eğlence ve aksiyonlu gerilim dozajını iyi ayarlayan serinin ilk filmini 2013 yılında 3D versiyonuyla yeniden sinema salonlarında izledik.

Bugün ise Spielberg’in yönetmen değil de yapımcı koltuğunda oturduğu Jurassic World var vizyonda, yine 3D olarak.

Jurassic World, senaryonun en başarılı görsel efekt filmlerinde bile ne denli önemli olduğunu bir kez daha hatırlatan, ama tersten hatırlatan bir yapım oldu ne yazık ki…

Zira, ne izleyeceksem izleyeyim, karakterlerin, hikaye örgüsünün bizi kendisine bağlayan yapıda olması birincil dikkat ettiğimdir sinemada. Hele ki Jurassic World gibi sinemanın bir büyü oluşunu kullanan, yani teknik olanaklar sayesinde olmazı olur, gerçeği masal, zamanı oynak kılabilen örneklerde… Zira hikayenin ve karakterlerin içi boş olduğunda, kullanılmış efektlerle, teknik oyunlarla, bilgisayar nimetleriyle, bazen kuru gürültüyle başbaşa kalıyorsunuz ve o zaman tüm büyü bozuluyor işte. Bu konuda Maymunlar Cehennemi‘nin son örnekleri çok başarılı örneklerdir kanımca, hikayeye,kişilere öylesine kaptırırız ki kendimizi, aksiyon ve efekt dolu sahneler su gibi akar gider, herşey sanki gerçektir, hep olduğu gibi, yaşadığımız hayat gibidir sanki de şaşırmaya bile fırsat kalmaz…

Sinemada bir hikayenin izleyiciye birden çok türü harmanlayıp vermesi; hem komedi, hem romantizm, hem aksiyon, hem gerilim, hem naiflik, hem korku türlerinde gezinmesi genel anlamda ne kadar iyi bir formül, tartışılabilir ama Jurassic World, bu konuda hamuru öyle bir tutturamamış ki… Film, bir çocuk filmi naifliğinde başlıyor, aşırı karton karakterler olan çocukların Jurassic World’e giderek orada çalışan işkolik teyzeleriyle bir haftasonu geçireceklerini öğreniyoruz, öyle ki acaba Jurassic World’e varmalarıyla bize sadece belgesel gibi birtakım CGI dinozorlar gösterecekler ve film bitecek mi diye düşündüren naifliklerle dolu başlangıç, epey de uzun tutuluyor. Aile ilişkilerinin hikayede hiçbir şeye hizmet etmeyen ve aralara serpiştirilen detayları da cabası…

İki karton karakter ağabey kardeşleri neredeyse unutup şimdi de Jurassic World dünyasına sızıyoruz. Adeta bilgileri alma bölümüne geldik filmde. Dinozorlarla çok iyi anlaşan eğitmen Owen (Chris Pratt), birşey çevirdiği, başka planları olduğu çok belli olan Vic karakteri (Vincent D’Onofrio),  işkoliklikten ne bir ilişki yürütebildiği ne de Jurassic Park’la bir bağ kurabildiğini anladığımız ufaklıkların teyzesi  Claire (Bryce Dallas Howard) ile tanışmamız için planlanmış, hafif, bol esprili, dinozorlar konusunda “eğitici” ve uzun sahnelerden sonra birdenbire bu iki hikaye birleşiyor, aksiyon tüm hızında başlayıp yerini gerilime bırakırken, aslında “ben o kadar da hafif bir film değilim, yeri gelir iki erkek kardeşin ya da başrol karakterlerin acı çektiğini, çok zor durumlarda kaldığını, belki de yaralanacaklarını, öleceklerini size düşündürtecek kadar cesur, gerilim dolu sahneler ekleyebilirim” diyor yapım bize sanki. Arada Owen ile Claire’nin flörtleşmelerinin yapaylığına, Claire’nin hatalarla dolu, hafif saf halden bir anda vicdan azabının verdiği güçle bir süper kadın kahramana dönüştüğü sahnelere, Pi’nin Yaşamı ve Sefer Tası adlı müthiş filmlerde büyük keyifle izlediğim Irfan Khan‘ın filmdeki harcanmışlığına ise fazla değinip uzatmak istemiyorum. Filmin son sahneleri adeta bir korku filmi artık, fakat etkilenmek için geç kalmış vaziyetteyiz, biz hala 10 dakika önceki esprilere gülüyor, karakterlerin inandırıcı olmayan hikaye ve ilişki şekillerine gıcık olmakla meşgul oluyoruz.

Elbette yıl 2015’ken filmdeki CGI efektler, dinozorlar, çevre, mekanlar çok etkileyici. 93’te bile çok etkileyiciydi, eh olsun o kadar artık! Bundan dolayı Jurassic World’ü güzelleyemeyeceğim doğrusu. Yönetmen Colin Trevorrow‘un ilk uzun metrajı Safety Not Guaranteed, tek kelimeyle bayıldığım bir çalışmadır, izlemediyseniz mutlaka bulun ve izleyin. Keşke o tatta filmler çekmeye devam etse başarılı yönetmen. Spielberg’lüğe oynamak için biraz erken mi ne?

Hikayenin altmetninde insanların kendilerini üstün ırk olarak görmeleri, dünyayı sadece kendi zekalarıyla yönetip aslında dünyayı, yaşamı paylaştığımız hayvanları da istedikleri gibi gerektiğinde bir eğlence aracına dönüştürebilecekleri düşüncesinin eleştirisi ve belki de intikamı var. Kapitalizm eleştirisi var, kabul, fakat o kadar kör gözüm parmağına ki? Topuklu ayakkabılarını çıkarmadan dinozorlardan kaçan, yoğunluktan yeğenlerinin kaç yaşında olduğunu bile bilmeyen işkolik kadın rolüne söyletilen cümlelerle, “bu hayvanların daha cool gözükmeleri için onları bu kadar güçlü kılan biz olduk” söylemleriyle, aşırı derecede itici bir “mesaj verme” tekniği..

Ben böyle konuşadurayım, Jurassic World, dünya çapında gişe rekorlarını kırmakla meşgul, eee, ne demişler, zenginin malı, züğürdün çenesini yorarmış. Senaryoda da zengin hikayeler izlemek dileğiyle, bu züğürt susar, herkese iyi seyirler.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s