Babamın Penguenleri

Bu hafta – en azından internette- uzun zamandır konuşulan ve beklenen bir aile komedisi var vizyonda: Babamın Penguenleri(Mr. Popper’s Penguins) Türkçe ismi oldukça zekice verilmiş olan Mr. Popper’s Penguins, aslında çok sevilen aynı adlı eski bir çocuk romanından uyarlanmış. Hayvan seven sevmeyen herkesin “sevimli” olarak değerlendireceği penguenler ve Jim Carrey olunca bir filmin içinde, zaten çocuk büyük herkesi sinema salonlarına toplayacak olumlu bir önyargısı var filmin.
Yönetmen koltuğunda, daha önce Spiderwick Günceleri (The Spiderwick Chronicles) ve Hayalet Sevgililerim (Ghosts of Girlfriends Past) gibi filmlerden tanıdığımız genç yönetmen Mark Waters var. Örnek olarak verdiğimiz Spiderwick Günceleri, sıradan bir çocuk filmi olarak geçiştirilemeyecek kadar donanımlı, derli toplu ve zengin bir filmdi. Hayalet Sevgililerim’e bakacak olursak o da, masalsı olmadan ve içinde ciddiyet barındırarak da hayali komedi hikayeleri anlatılabileceğinin kanıtı olabilecek kadar keyifli bir filmdi bana kalırsa. Yönetmenin diğer filmleri de oldukça başarılı oldu gişede.
Jim Carrey’e gelirsek, hakkında çok fazla şey söylenmesi gereken bir aktör. Kendisini bize Budala Dedektif (Ace Ventura: Pet Detective) ile tanıttı 94 yılında ve yüzü plastikmişçesine yaptığı mimikleri, kelimeleri ve vücudunu kullanırkenki değişik tarzı ve komedideki başarısıyla gönüllerimizde taht kurup budala dedektif tarzında birkaç filmle yerini sağlamlaştırdıktan sonra kendisinden asla beklenmeyecek psikolojik/gerilim/drama rollerinde olağanüstü performans gösterdi (Baş Belası (The Cable Guy), Truman Show, Aydaki Adam (Man On the Moon) vb) ve bir aktör olarak kendini çok farklı bir yere oturttu aslında. Beklentileri de artırmış oldu bir bakıma, artık onu hep komedinin de dramın da psikolojik gerilimlerin de en başarılılarında izlemek istiyoruz, yalan değil.
Çünkü Jim Carrey, öyle bir karakter ki, hiçbir filmde arka planda kalamaz. Yapamaz yani, elinden gelmez adeta. Carrey bana göre hiçbir şey yapmadan yerinde de dursa, kendini gösteren, önde olan, ışık saçan bir oyuncu. Dolayısıyla aslında bazı yönleriyle zayıf olacak bir filmi kurtarabilecek bir oyuncu.
Babamın Penguenleri ise, zaten onay almış bir romandan uyarlanmasıyla, Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ‘taki maymunlarda da kullanılan CGI teknolojisi ile üretilmesiyle, sevimli bir çocuk/aile hikayesi olmasıyla, şansa ihtiyacı olan bir film değil pek. Böyle bir filmde başrol penguenlerde olmalı ve öyle de zaten. Bilgisayar efektleriyle mükemmelleştirilen bu sevimli penguenciklerin yaptıklarını izleyip eğleniyor, teknolojinin başarıyla uygulanmış olmasından dolayı da etkileniyorsunuz filmi izlerken. Konu çok fazla klişe maalesef ve hiç şaşırtıcı değil, neredeyse sıkıcılık derecesinde, tahmin ettiğiniz herşey oluyor, bir o kadar da gerçek hayatta olmayacak, saçma şeyler oluyor ve inandırmıyor, ama bir çocuk hikayesi olduğunu hatırlarsak, izletmiyor mu, izletiyor kendini film. Fakat bu filmde başrol erkek oyuncu kim olsa, olurmuş. Yani farketmezmiş. Jim Carrey, bu filme birkaç beden büyük gelmiş. Çünkü, dedim ya, o arka planda kalamıyor, bunu beceremiyor, büyük oynuyor, ilgiyi kendisine çekiyor, ama o zaman da bu filmde yetersiz kalan birşeyler oluyor, odak bozuluyor.
CGI teknolojisinin bu şirin penguenleri ne hale sokabildiğini görmek, çocuklu ailenizle klişe ve sıcak bir hikayenin içinde bulmak istiyorsanız kendinizi, buyurun salonlara, ama Jim Carrey ve Mark Waters isimleri beklentilerinizi arttırmasın sakın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s