İkinci El Kısa Film Festivali 2010 Röportajları

27 Şubat-7 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleşen bu orijinal festivalin sponsorlarından biri olan beyazperde.com’u temsilen, editör Melis Zararsız da Ankara’daydı. İşte festival jürisiyle ve konuklarıyla röportajlar!

Selim Demirdelen (Yönetmen)

Merhaba, İkinci El Kısa Film Festivali jüri üyelerinden birisiniz. Sizin de kısa filmleriniz olduğunu biliyoruz. İnternetten öğrendiğim bir bilgiye göre kısa filmlerinizden bir tanesi fazla kısa olmasıyla ünlüymüş?

94 senesinde İFSAK’ın yarışmasına katılmıştım, bir tanesi 49 saniye sürüyordu. Hilmi Etikan ödülü almıştım, sahneye çağırırken Selim Demirdelen bize bir kısa filmin ne kadar kısa olabileceğini gösterdi demişti.

Peki kısa filmler hakkında ne düşünüyorsunuz? Kısa film çekmek nasıl bir yolculuk?

Özgür bir alan olması güzel çünkü para işin içine girdiğinde dengeler değişiyor, o anlamda çok heyecan verici. Türkiye’de son dönemde ben bayağı bir kısa film jüri üyeliği yaptım, Antalya Film Festivali’nde, Akbank Kısa Film Festivalinde, İstanbul Erkek Lisesi’nin yedinci kez düzenlemiş olduğu festivalde vs.. Lise dönemindeki çocukların yaptıkları işleri daha heyecan verici buldum. Daha naif, daha doğal, şaşırtıcı şekilde büyük şehirlerden değil Anadolu’dan çok fazla işler çıktı son dönemde, Amasya’dan, Isparta’dan filmlere birincilik verdik. Üniversite öğrencilerinde veya mezun olanların yaptıkları işlerde ister istemez bir etkilenme oluyor.

Eğitimin verdiği bir etkilenme mi bu?

Eğitimin verdiği olabilir, son dönemde başarı kazanmış yönetmenlerin üsluplarını görüyoruz, o da olabiliyor. Bu yüzden daha özgün şeyler seyretmek daha heyecan verici oluyor tabii. Demin de izledik birkaç film, İspanyol filmleri izledik mesela, ben daha önce de yabancı kısa filmler izlemiştim, onların mesajları daha net oluyor, onlar daha eğlenceli oluyorlar, bizde hep bir anlaşılmazlık durumu oluyor. Halbuki bir rahatlasa kısa filmci çocuklar, mesaj kaygısı gütmeseler, daha basit hikayeleri daha anlaşılır şekilde çekseler galiba daha iyi olacak. Bir de uzun kısa filmleri sevmiyorum.

Sizin o çok kısa filminizin ismi neydi?

“Çevre” diye bir filmdi. Tek plan çekilmişti film.

Sizin son zamanlarda ne gibi projeleriniz var?

Reklam filmi çekmeye devam ediyorum. Onun dışında “Kavşak” isimli bir projem var gerçekleştireceğimiz. Başrollerinde Güven Kıraç, Sezin Akbaşoğulları, Umut Kurt, Cengiz Bozkurt, Mete Horozoğlu, Başar Okay, Yücel Erten gibi oyuncular var. Bir İstanbul hikayesi. Fazla da ipucu vermeyelim.

Daha önceki bir röportajınızda “bir aşk üçgeni çekeceğim” demişsiniz bu o mu?

Öyle mi demişim? Aaa evet öyle bir projem de var aslında. Bir Kadını Sevmek diye bir projem vardı, onu biraz erteledim, bu öne geçti. Onun dışında bir de doğaçlama projem var. 12 oyuncuyla tek bir mekanda 90 dakikada çekmek istediğim, tek seferde. Ama onun için bir ön hazırlık, bir prova dönemi gerekiyor. Türkiye’de de malum oyuncuları yakalamak zor. Hepsi ya dizilerde, ya başka biryerlerde, meşguller hep. Onun kadrosu oluştuktan sonra bir prova dönemi olacak, daha sonra o işi yapmak istiyorum, çok heyecanlandırıyor beni. Kavşak projesi de inşallah Ekim’de vizyona girecek.

Son zamanlarda çok fazla Türk filmi giriyor vizyona. Bunu iyi bulanlar, eleştirenler oluyor. Sizin yaklaşımınız nasıl?

Bazı filmlerin vizyon şansı bulamaması üzücü sadece. Bu da biraz dağıtımcılarla ilgili zannediyorum. Bu sektöre herkesin bir şekilde destek olması lazım. Kısa bir süre de olsa vizyon şansı bulsalar ne güzel olur. Onun dışında bu senenin en önemli özelliği bence iyi niyetle, sadece sinema sevgisiyle yapılmış filmlerin karşılığını bulmuş olması, m esela İki Dil Bir Bavul çok beğendiğim bir projeydi ve gişede karşılığını buldu. Keza Başka Dilde Aşk bayağı bir seyredildi. Bunlar ümit verici, samimiyetin karşılığını bulması güzel. Birilerine de inşallah bir mesaj gidiyordur.

Bu Pazar Oscar ödülleri veriliyor. Aday gösterilen filmlerden hangilerini izlediniz, neler düşünüyorsunuz?

İzlediklerim var, Avatar çok enteresan ve özel bir iş tabii. Ama Oscar’lık bir iş mi bilmiyorum. The Hurt Locker’ı seyretmedim ama herkes çok iyi olduğunu söylüyor. Aklı Havada’yı seyrettim, Up In The Air, o çok enteresan geldi bana. George Clooney çok iyi bir oyuncudur tabii Oscar’lık mıdır bilemiyorum. Fakat filmin üslubu çok enteresandı, çok light bir film gibi giderken çok ağır bir finalle bitmesi, yönetmenin o şaşırtmacası çok hoştu. Filmden üzülerek ayrıldım. Siz Hurt Locker’ı izlediniz mi?

Evet, bir kadın yönetmenden bu kadar sert bir film, beni şaşırttı.

Ben kadın yönetmenleri çok başarılı bulmuyorum açıkçası. Özellikle aksiyon filmlerine giriştikleri zaman nedense olmuyor hiçbir şekilde. Bu filmi merak ediyorum ve umutluyum söylenenlerden dolayı.

Evet, umarım o alır Oscar’ı. Neyse, festivale dönersek…

Evet, ikinci el film festivali için buradayız. Destek olmaya çalışıyoruz. Ödül meselesi garip tabii herkes emek veriyor ama ödül alanlar sadece duyuluyor veya izlenme şansı buluyor. Burada ikinci elin öyle bir özelliği var, başka bir festivalden geri dönmüş filmlere ikinci bir şans veriyor. Aralarında da çok iyi filmler var gördüğümüz gibi. Umarım daha da gelişir. Biraz daha fazla duyurulması lazım sanırım. Önümüzdeki senelerde umarım daha çok başvuru olur.

Biz de beyazperde.com olarak bu festivalin sponsorlarından biriyiz, destekliyoruz sonuna kadar.

Çok güzel. İstanbul Erkek Lisesi’nin festivalini de tavsiye ederim. Çok enteresan filmler çıkıyor. 15-16 yaşında çocuklar. Eğitimi zaten doğal yoldan, çok fazla film izlemekten vs kapmışlar, tekniğini vs. Onun ötesinde, anlatımları çok net, güzel yani.

Aklıma yönetmeni olduğunuz Bıçak Sırtı dizisi geldi bu arada, çok beğenerek izlemiştik. Bittiği için üzüldüğüm, bir açıdan da tadında bittiği için takdir ettiğim bir yapımdı.

Biz 39 bölüm planlıyorduk sonra biraz hızlanmak zorunda kaldık, 30 bölümde bitirdik. Bitmiş olmasından ben de çok memnunum fakat final hızlandığı için biraz insanların tadı damağında kaldı sanırım. 39 bölüm olsa iyi olacaktı. O işi yapmış olmaktan ben de mutluyum. Her ne kadar bir daha bu koşullarda dizi çekmeyeceğimi söylesem de her yerde. Saçmasapan bir sistem var şu anda çünkü. 90 dakikalık dizileri 6 günde insanlara çektiriyorlar. Bıçak Sırtı’ndan sonra bana gelen dizi tekliflerini reddettim. Bir bölüm 40-45 derece olmadığı müddetçe, medeni koşullarda çalışılmadığı sürece ben yokum. Tabii ben bunu söylerken şöyle bir rahatlığım var, reklam filmi çektiğim için maddi anlamda bir gelirim var, bu işi yapmak zorunda olanlar da var elbette ama gene de bu kadar da olmamalı. Ancak ölümler veya başka problemler olunca bu gündeme geliyor, yoksa kimse bunu konuşmuyor, oyuncular röportaj verip, aile gibiyiz çok mutluyuz filan diyorlar, yalan söylüyor çoğu. Gen oyuncular daha rahat, teknik ekip perişan oluyor asıl. Ayılanlar bayılanlar hastaneye kaldırılanlar boşananlar ölenler.. Bu bir tek bizim memlekette olan bir şey. İnşallah düzelecek diye ummaktan başka yapılacak çok bir şey yok. Ben kendi adıma tepkimi koyup çekmem diyebiliyorum sadece.

Güven Kıraç ve Sezin Akbaşoğulları (Oyuncu)

Kısa filmler ve festivallar hakkında ne düşünüyorsunuz? Daha önce hiçbir kısa filmde oynadınız mı?

Güven Kıraç: Oynadım. Cemil Ağacıkoğlu’nun kısa filminde oynadım. İp isimli. Olabildiğince, vaktim el verdiğince kısa film çekmek isteyen arkadaşlara destek olmaya, onların hayal ettiği şeylerin içinde yer almaya çalışıyorum. Ama her zaman elverişli olmuyor zamanımız. Kısa filmi önemsiyorum ama.

İkinci El Kısa Film festivali jüri üyelerindensiniz. Bu festival orijinal bir festival, siz nedüşünüyorsunuz?

Güven Kıraç: İkinci el olması çok ilginç geldi, benim buradaki varlık sebebim ikinci el olması birazcık da, gerçekten enteresan geldi. Buradaki arkadaşlarımızın da heyecanı ve samimiyetleri o kadar ayan ki, ona biz de icabet ediyoruz o heyecana, söz konusu sinema olunca, kısa uzun farketmiyor bizim için. Yer almaya çalışıyoruz mümkün mertebe.

Festivalde izlediğiniz filmler nasıldı?

Güven Kıraç: Güzel işler vardı, hem yabancı katılımcılardan hem Türk katılımcılardan güzel işler gelmiş. Yarın bir toplantı yapıp sonuçlara karar vericez.

Selim Bey bir projeden bahsetti.

Güven Kıraç: Evet, Karadeniz otobanından Samsun’a kadar biz aldık. Yeni projemiz bu.

(Gülüşmeler)

İhaleyi biz kazandık. Ankara’ya da onun için geldik aslen…

Bir film projesi de varmış galiba diye araya gireyim…

Güven Kıraç: Bir film projesi de var bunun yanısıra evet. O da gene yolla ilgili, adı Kavşak. Çekimler başlamak üzere.

Başka yaptığınız işler var mı şu an, diziler mesela?

Güven Kıraç: En son Türk Max’ta yayınlanan bir dizi çektik. Sit-com’du o, Demet Akbağ ve Ragıp Savaş’la birlikte oynadığımız. Çekimleri bitti ama yayını devam ediyor. Mayıs’a kadar devam eder herhalde. Biz çok fazla çalışıp önceden verdik kasetleri çünkü kanala.

Çok keyifli o dizi.

Güven Kıraç: Evet sit-com benim sevdiğim bir iş.

Sezin Hanım, sizin Kavşak filmi dışında bir projeniz var mı?

Sezin Akbaşoğulları: Devam eden tiyatro çalışmam var. Duru Tiyatro’da Ay Tedirginliği isimli Özen Yula’nun yazıp yönettiği. Dizi olarak da Mart sonu başlayacak bir iş var ama henüz başlamadı.

Teşekkür ederiz.
Biz teşekkür ederiz.

Ebru Ceylan (Fotoğrafçı, Yönetmen, Senarist)

Merhaba, ikinci el kısa film festivali için buradayız. Jüri üyelerinden birisiniz. Siz de bir kısa filmcisiniz. Kıyıda adlı kısa filminiz ödüller almış bildiğim kadarıyla. Kısa filmci olmak nasıl bir şey, kısa film hakkında neler söylemek istersiniz?

Kısa film aslında süre dışında bana film üretimi aşaması anlamında çok farklı gelmiyor uzun metraj filmlerden. Bazıları uzun film daha zor, bazıları kısa film daha zor diyorlar, böyle küçük bir tartışma var ama ben kısa filmin daha zor olduğuna inananlardan değilim. Uzun metrajlı film hem bütçe anlamında hem teknik anlamda, hem anlatım anlamında çok daha meşakkatli bir süreç gerektiriyor.. Uzun metraj çekebilme olanağı olan hiçbir insanın kısa film tercih edeceğini ben zannetmiyorum. Biraz olanaklarla ilgili, biraz deneyimle ilgili, en azından benim için kısa film böyle bir şey.

Ama bir deneyim kazandırıyor belki de değil mi, bu işe başlayanlar için, önce bir kısa film çekip, o süreci yaşamak…

Tabii ki. Sadece başı sonu olan, dramatik yapısı olan bir film çekmek değil, gördüğün herşeyi çekmek belki de, her anı, iki kişinin konuşmasını, ufacık birşeyi, hayattan bir anı canlandırmaya çalışmak, uzun metraj film çekme öncesi hazırlıklardan biri olabilir. Ama dünyada sadece kısa film yapan insanlar var, bunu tercih eden insanlar var. Onun nedenleri hakkında ben bir şey söyleyemeyeceğim. Benim uzun metraj film yapmama sebeplerim bunlar.

Proje olarak var mı aklınızda bir uzun metraj?

Şu an için çeşitli nedenlerle yok, ama kısa metrajlı film projem var. Önümüzdeki kış başlayacağım sanırım.

Bunun dışında fotoğrafçılık devam ediyor?

Evet devam ediyor. Her zaman vardı o zaten, sinemadan önce de vardı benim için fotoğraf. Benim önceliğim o. Araya sinema girdi, bir süre sadece sinemaya konsantre oldum ama şimdi tekrar fotoğrafa döndüm ve çok memnunum çünkü fotoğrafın üretim aşamasının yalnızlığını çok seviyorum. Sinemada insan ilişkisi, teknik sebebiyle bir takım kalabalıklar, bunlar bana biraz zor geliyor.

Peki fotoğrafla ilgili şu an ne yapıyorsunuz, özel bir şey var mı bir proje veya? Proje olarak mı devam eder, nasıldır o süreç?

Hayır bende proje proje değil, proje bazlı çalışan insanlar da var, ben de bazen belirli tarzda konseptler belirleyip o tarz şeyler yaratıyorum ama sadece öyle yapmıyorum. Ben hayatta bana anlamlı gelen her anın, her ifadenin, her yüzün, her mekanın, her nesnenin fotoğrafını çekiyorum.

Fotoğraf makineniz hep yanınızda mı?

Mümkün olduğunca yanımda taşımaya gayret ediyorum. Her zaman mümkün olmuyor tabii biraz ağır olduğu için ama sık sık bana anlamlı gelen herşeyin fotoğrafını çekiyorum. Web sitemde bağımsız bir sürü fotoğraf da görürsünüz ama başlığı olan fotoğraf çalışmaları da görebilirsiniz.

Portre seviyorsunuz anladığım kadarıyla.

Porte çok seviyorum. İnsan manzarasını çok seviyorum.

İkinci el kısa film festivali hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok ilginç değil mi?

Evet ilginç, daha önce duymadığım bir konsept. Herkesin ikinci bir şansa ihtiyacı var gerçekten de, o yüzden anlamlı buluyorum. Bu festivalde izlediğim kısa filmlerin arasında beni çok heyecanlandıran ve çok özgün çalışmalara pek rastlamadım. Ama içlerinden en iyilerini değerlendirmeye çalışacağız.

Nilüfer Açıkalın (Oyuncu)

İkinci El Kısa Film festivali jüri üyelerinden birisiniz. Daha önce hiç bir kısa filmde rol aldınız mı? Kısa filmler hakkında genel düşünceniz nedir?

Daha önce birkaç kez kısa filmde rol aldım. Kısa filmi de uzun filmi sevdiğim kadar çok severim. Uzun filmler roman, kısa filmler öykü tadı veriyor bana. Film demek fikir demek. Fikri olmayan bir film olamaz. Bir fikri en kısa zamanda toparlayıp anlatmak büyük bir beceri istiyor. Kısa filmlerin de uzun filmlerde olduğu gibi bel kemiği senaryo bana göre.

İkinci El Kısa Film festivali ilginç bir konsept, bu konudaki düşünceleriniz neler? Festivalde izlediğiniz filmler hakkında ne düşünüyorsunuz?? Genel anlamda festival nasıl geçiyor?

Bu festivali çok önemsiyorum çünkü bir ilk. Buradaki hepsi öğrenci olan arkadaşların büyük özveriyle canla başla kotardıkları bir iş ve dördüncü yıldır başarıyla sürdürülüyor. Konsept olarak da ilginç buluyorum. Çeşitli festivallerde birçok kez jüri görevi yaptığım için jürinin son toplantılarda zaman zaman ne kadar zorlandığını biliyorum. Bazen birinciliği hak eden iki hatta üç film olabiliyor ama ne çare ki birini seçmek zorundasınız. Bu durumda elenen filmlerin böyle bir yarışmayla yeniden göz önüne çıkması, değerlendirmeye katılması en azından seyirciye yeniden ulaşması hem izleyenleri hem de filme emek verenleri yüreklendiriyor. Festival her sene yeni tecrübeler kazanarak adım adım ilerliyor. Herşey yolunda ve filmler çok güzel. Hepsi değil ama bazıları gerçekten çarpıcı.

Siz hep değişik film projelerinde yer aldınız, seçici ve tarzı olan bir oyuncu olduğunuzu düşünüyorum. Aklıma ilk gelen filmleriniz Harem Suare, Kara Kentin Çocukları, Bekleme Odası ve son dönemde Meleğin Sırları ile rahmetli Ersin Pertan’ın filmi Mazi Yarası vs.. Hepsi de değişik filmlerdi, özgün filmlerdi, popülerliğe oynayan filmler değildi ve önemli yönetmenlerin imzaları vardı hepsinde. Siz neler söylemek istersiniz oyunculuk üzerine, kendinizi koyduğunuz yer ve seçiciliğiniz üzerine?

Sadece sezgilerim doğrultusunda hareket ediyorum. Kendimi koyduğum özel bir yer yok. İşimi iyi yapmak en büyük takıntım. Kendimce geliştirdiğim bazı yöntemler var çalışmak için. Gözlem, karakter analizleri ve alt metinler. Çalışmayı çok severim çünkü bir sonu yoktur.

Oyunculuk dışında yazarsınız. Yanlış bilmiyorsam yedi adet basılmış kitabınız var. Yazmak nasıl bir süreç, ne zaman ben yazmalıyım diyip bunu içinizde hissettiniz, neler sizi besledi, neler söyleyebilirsiniz?

Yazarlığım oyunculuğumdan çok daha eskidir ve bence daha ileridir. Yazmaya başlamam okumaya başlamamla aynı zamana denk düşüyor aşağı yukarı. On sene öncesine kadar bir yazar olarak anılacağımın hayalini bile kurmamıştım. Sadece görevini yapan biri zihniyetiyle yazdım durdum. Hala da bu psikolojiye sahibim aslında. Çünkü bir takım öyküler var zihnimde ve tarafımdan yazılmayı bekliyorlar, hatta bazen rahatsız edici bir şekilde ısrarlılar yazılmak için. Bazen seslenip, bazen fısıldayıp, bazen haykırıp duruyorlar. Ben de bu seslere kulak veriyorum. Hepsi bu.

Yazma kabiliyetinizi bir senaryoda da kullanmayı düşünmediniz mi? Uzun ya da kısa metrajlı bir film senaryosu yazmak gibi bir düşünceniz var mı?

On Yönetmen İki Film projesinde ‘Yerçekimli Aşklar’ filmindeki kısa filmlerden biri, benim aynı zamanda oyunculuk da yaptığım ‘Şövalye, Pamuk Prenses ve Hain’in senaryosu ilk çalışmam. Uzun zaman senaryo yazmadım. Canım hiç senaryo yazmak istemedi. Ama geçen ay yazmaya başladığım bir senaryo var ki… Üstelik kendi öykümden yola çıkarak yazmaya başladım. Çok ilginç şekilde gelişiyor bu da heyecanlıymış epeyce.

Yeni bir film veya kitap projeniz var mı?

Her zaman. Yeni film Temmuzda çekilecek. Tabii her şey yolunda giderse. Umarım gider. Kitabımsa çoktan hazır. Yakında kitapçılarda olacak.

Bessy Adut (Kısa Film Yönetmeni)

İkinci El Kısa Film Festivali kapsamında, özel seçki olarak kısa filmlerini izledik. Öncelikle kendini tanıtır mısın?

Tabii ki. Öncelikle Beyazperde’nin en sevdiğim sinemayla alakalı internet sitesi olduğunu belirtmek ve teşekkür etmek istiyorum. İstanbul doğumluyum, 27 yaşındayım ve son 7 senemi sanatın 7. dalı olan sinemaya adamış durumdayım. Çocukluğumdan beri her zaman filmlerin içine giren ve büyülenen bir yapım oldu. Bunun yanısıra kamerayı çok küçük yaşta elime alıp çekimler yapmaya başlama fırsatım oldu. Zaten sanatçı bir tarafım olduğu ailem tarafından fark edilmişti, tek tek her bir sanatı denedikten sonra hepsini de içine aldığı için sinemayı seçtim ve ona bağlandım. Sanırım en büyük aşkım sinema oldu ve bu evlilik sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor. Ayrıca geriye dönüp baktığımda yönetmenliğin ve liderlik tarafımın her zaman olduğunu ve bunun bende doğuştan bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Fakat yetenek kendi başına yetersiz, o yüzden bu konuda eğitim aldım ve setlerde halen tecrübemi arttırmaya devam etmek istiyorum kendi uzun metraj filmlerimi çekmeden önce. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema&Televizyon’un altın yıllarında okudum çok sevdiğim ve bana çok fazla şey katan hocalarım oldu: Tuna Erdem, İlker Canikligil, Selim Eyüboğlu ve Barış Pirhasan şu anda aklıma gelen hocalarımdan bazıları. Daha sonra bölüm birincisi ve onur öğrencisi olarak mezun oldum ve kafama taktığım gibi Fulbright Üstün Başarı bursunu kazanarak Amerika’ya, mezunlarının arasında Tim Burton, Sophia Coppola ve pekçok Pixar, Disney yaratıcısının bulunduğu ve zamanında Walt Disney’in kurmuş olduğu California Institute of the Arts’ta film yönetmenliği ve oyunculuk üzerinde 3 sene boyunca master eğitimi aldım. Los Angeles, Hollywood’ta bulunmak tabii ki beni ister istemez film endüstrisinin içine soktu ve orada bu işlerin nasıl yürüdüğüne dair çok fazla şey öğrendim. Gitmeden önce çektiğim kısa filmlerden Red ve Yasak Kapı (Derya Alabora, Yetkin Dikinciler) başarı kazanmış ve festivallerde ödül almıştı. Son çekmiş olduğum kısa film Strange Little Girl isimli film de Los Angeles’ta pek çok film festivalinde gösterildi, övgüler ve ödüller aldı. Şu an çekmiş olduğum 20 küsür kısa filmden sonra artık kendimi uzun metraj bir film çekmeye daha hazır hissediyorum.

Sinemayla ilgilenmeye ne zaman karar verdin? Neler seni etkiledi, neler seni besledi, hem hayatından hem de seni besleyen yönetmen ve filmlerden bahsedebilir misin?

Sinemayla çocuk yaşta ilgilenmeye başladım. Oldum olası çok geniş bir hayal gücüm vardı ve hikayeler yazıp arkadaşlarımı yönetirdim küçükken. Gençliğimde geçirdiğim sorunlu zamanlarımda ise sinema benim için her zaman bir hayaller alemine kaçış oldu, zaten en sevdiğim film türlerine “kaçış türleri” adı veriliyor. Benim sevdiğim filmlerin pek çoğu bilimkurgu, korku, fantastik ya da film noir türüne girse de yine de iyi yapıldığı sürece her türlü filmi izlerim, bu türde filmler yapmayı tercih etsem de çok net ayrımlarım yok bu konuda. Beni en fazla etkileyen yönetmenlerden ilki Alfred Hitchcock’tur. Bunun yanısıra Stanley Kubrick, Alex Proyas, Terry Gilliam, Quentin Tarantino, David Lynch ve tüm filmlerinin hayranı olduğum Tim Burton beni besleyen yönetmenler. Korku filmleri ise beni kendimi bildim bileli beslemiştir ve beni korkularımla yüzleştirip katarsise yol açtığı için ayrı bir bağım var. Yeni idolum olan yönetmense Hurtlocker’dan önce Strange Days filmini sevdiğim ve ilk kadın yönetmen oscar’ını alan Kathyrn Bigelow’dur. Kendisinin pek çok kadın yönetmene yol açacağını düşünmekteyim. Sinema tarihinde 82 yıldan sonra bir ilktir. Kadınların da iyi bir film yapabileceğini tüm dünyaya ispatlamıştır.

Hedeflerin neler, iyi bir kısa filmci olmak mı, uzun metraja dönmek mi, televizyonda birşeyler yapmak mı, oyunculuk mu, kendini en çok hangisini yaparken tatmin olmuş hissediyorsun?

En büyük hedefim uzun metraj filmler çekmek ve bu filmlerin evrensel olup tüm dünya tarafından izlenmesi. Zaman, mekan kavramlarını tanımadan tüm dünyaya ulaşmanın en güzel yollarından biri bence sinema, müziğin yanısıra. Ama itiraf etmeliyim ki yönetmenlikten önce ilk göz ağrım oyunculuk olmuştur, daha sonra yeterince güzel olmadığımı düşünüp vazgeçmiştim oyunculuktan, çocuksu bir nedenden ötürü. Fakat Amerika’ya yönetmenlik okumaya gittiğimde aldığım oyunculuk dersleri ve oynadığım oyunlar, filmlerle oyunculuk tutkumu da yeniden keşfettim. Ve Amerika’da da bu konuda pek çok güvendiğim kişi tarafından takdir edildim ve devam etmem gerektiği söylendi. Ben de kendi kendime dedim ki pekala yönetmenlik ve oyunculuk yapabilirim. Sonuçta Charlie Chaplin, Woody Allen, Clint Eastwood, Türkiye’den Uğur Yücel gibi pek çok yönetmen aynı zamanda oyunculuk yapmıştır, bu o kadar da olamayacak bir şey değildir. Dolayısıyla önceliğim yönetmenlik olmak üzere hem oynamak, hem de yönetmek istiyorum. Şu anda çalıştığım şirket de bir takım televizyon projeleri yazdım, ilk amacım onları hayata geçirmek ve sunuculuğunu kendim yapmak. İkinci adımsa içinde kendimin de ufak bir rol alacağı uzun metraj olacak.

Kısa film festivalleri hakkında ne düşünüyorsun, takip edebiliyor musun? İkinci el nasıldı, izlenimlerini öğrenebilir miyim?

Kısa film festivallerini elimden geldiğince takip ediyorum. İkinci el bence çok başarılı, çok güzel bir festivaldi. Benim için unutulmaz bir festival deneyimiydi. Çok teşekkür ederim kendilerine benim filmlerime ve söyleşime yer verdikleri için. Dürüst olmak gerekirse beklediğimden çok daha başarılı bir organizasyondu ve festival çalışanlarının tümünü tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Ayrıca festival mottolarına sonuna kadar katılıyorum “Asla Pes Etme!” Kısa filmleri tabii ki seviyorum ama ben şahsen artık kısa film çekmekten biraz sıkıldım. Artık ya reklam ya da sinema filmi çekmek istiyorum. Yine de film yapmak isteyen herkese kısa film yapıp festivallere yollamalarını tavsiye ediyorum. Çünkü kısa film çekmek çok fazla şey öğrettiği gibi, festivaller de çok fazla kapı açıyor.

Genç kısa filmcilere önerilerin, senin başından geçenler, deneyimlerin ve tavsiyelerin nelerdir?

En büyük önerim şu: Derin nefes al, ver, nefes al, ver…Evet. Sinirlenmeyin. Üzülmeyin. Sabırlı olun. Bu zor bir iş, meşakkatli bir iş. Destek verenden çok, sizi kösteklemeye çalışanlar olacaktır. Ne yapın edin, insanlarla aranızı iyi tutun, köprüler yakmayın. Film setlerinde olaylara kişisel yaklaşmayın, bunun bir ekip işi olduğunu unutmayın. Deneyimlerime dayanarak söyleyeceğim çok önemli iki şey olacak: insan ilişkilerinize çok dikkat edin ve fazla tevazu göstermeyin. Başarılarınızdan bahsetmekten çekinmeyin ve interneti sonuna dek kullanın. Bu konuda kendinizi eğitmeye hayat boyu devam edin. Özverili olmaya hazırlıklı olun. Kimsenin hakkını yemeyin, başkalarına da hakkınızı asla yedirmeyin. Sevgi dolu olun ve projeksiyonun ışığından bu sihirli aynaya sadece güzellikler ve pozitif bir enerji akıtın, ne olursa olsun karanlık tarafa kaymayın. En sevdiğim filmlerden birinde dendiği gibi “Güç sizinle olsun!”

Röportajlar ve fotoğraflar: Melis Zararsız

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s