Atlıkarınca

2010 Altın Portakal Film Festivali’nde, 25-35 yaş arasında genç yönetmenler ilk uzun metrajlı filmleriyle dikkat çekmişlerdi. İlk filmi Başka Dilde Aşk ile Kent Konseyi Özel Ödülü’nü kazanan yönetmen İlksen Başarır, bu kez de Altın Portakal’dan ikinci filmiyle ödül almıştı. Başarır, başrolü de oynayan Mert Fırat ile birlikte yazdığı “Atlıkarınca”nın senaryosu ile yarışmada “En İyi Senaryo Ödülü”nü kazanırken, genç oyuncusu Zeynep Oral da özel ödülü elde etmişti. Ödüller açıklanmadan bir gün önce filmi maalesef izleyememiş biri olarak Mert Fırat ve İlksen Başarır ile röportaj yapmıştık.

1 Nisan itibariyle bugün film vizyonda. Çoktan hazır olmasına rağmen, festivallerde gösterilse de vizyon imkanını aylar sonra bugünlerde bulabilen Atlıkarınca, bu uzun süreç boyunca konusundan dolayı epeyce konuşuldu. Evet, filmin konusu, kanayan ama konuşulmayan bir yaraya parmak basıyor olması nedeniyle, bilinçli bir şekilde uzun süredir konuşuluyor: konu “ensest”, yani aile içi cinsel istismar.

Başka Dilde Aşk’ta da işitme engelli bir karakter üzerinden günümüz insanlarının birbirinden gün geçtikçe uzaklaştığı, iletişimin gün geçtikçe azaldığı bir yaşam tablosu çizmiş ve gerçek bir modern dünya eleştirisi yapmıştı. Bunu yaparken de işitme engelli bir karakter çizerek farklı bir duyarlılığı da ortaya koymuştu Başarır ve Fırat. Üstelik film salonlarda da, DVD’lerde de Türkçe altyazılı şekilde yer aldı ve bu yaklaşımla işitme engelli izleyicilerin de gönlünü kazandı .Artık bir ekip gibi çalışan Başarır ve Fırat, bu ikinci filmde gene birlikte bir senaryo kaleme alıyorlar ve gene bir duyarlılık sergiliyorlar: bu kez merceklerine ensest konusunu alıyorlar.

İlk film, sıradışı, duyarlı ve ciddi konusuna rağmen, romantizm kısmının da içini doğru şekilde doldururuyor ve bir romantik komedi tadı veriyordu. Temposu yüksek, popüler bir filmdi. Bu kez ne romantizmden ne komediden ne de tempodan bahsedemeyeceğimiz bir filmle karşı karşıyayız. Filmde 4 kişilik bir ailenin yaşadıklarını izliyoruz an be an. Konu hiçbir şekilde yan hikayeler sunmuyor bize, tamamen bu ailenin yaşadıklarıyla ilgiliyiz, müzik neredeyse yok, yavaş anlar var, gergin bir atmosfer var. Karı-koca-iki çocuk. Kadın işinde başarılı, aktif çalışan biri, ayrıca pozitif bir kişi, söylenmeyi seven değil, hayatı olduğu gibi kabullenen biri. Kocasının huysuzluklarına, takıntılarına, zorluklarına aldırmayan, belki de gülen geçen biri. Çocuklarına karşı oldukça sevgili ve ilgili. Fakat iş yoğunluğundan dolayı bazen evden uzak kalabiliyor. Baba karakteri ise anladığımız kadarıyla çok başarılı olmadığı, keyif de almadığı bir işte, sırf iş olsun diye çalışıyor ama amacı başarılı bir şair olmak, kitaplar bastırmak. Bunun için küçük çabaları var. Filmin ikinci yarısı ise daha hareketli, daha merak uyandırıcı, hatta artık bomba neyse patlasın diye nefesleri tuttuğumuz anlar oluyor. Gerçi filmin bir handikapı, bomba neyse patlasın desek de bombanın ne olduğunu biliyor olmamız: bomba ensest. Üstelik filmin ilk dakikalarında gözümüze çarpan bir konu – spoiler vermek istemiyorum- olayın ensest olduğunu bildiğimiz için, filmin sonuna kadar sürpriz olabilecekken, anında çözülüveriyor. Bu anlamda filmin ilk dakikalarında, “keşke filmle ilgili hiçbirşey bilmiyor olsaydım, o zaman nasıl bir gözle izlerdim acaba” diye düşündüm.

Filmin en büyük artısı, ensest gibi tabu olan bir konuyu, gayet rahatsız edici bir atmosfer yaratarak ama asla rencide edici bir sahne çekmeyerek, sadece atmosferin gerginliğinden bazı şeyleri tahmin etmemize yaslanarak giden bir yapısı olması. Oyuncuların başarısı da filmin sahici hikayesini daha da sahici kılmak adına büyük bir artı olmuş. Filmin zayıf noktası ise yönetmenin, konuya, yani enseste haddinden fazla odaklanmış olması. Filmde adeta herşey, yolun enseste gitmesi için özellikle ayarlanmış. Neden böyle bir karakter olduğunun içi biraz boş kalmış olan baba, büyük şehir özleminde biridir ve bir anda İstanbul’a yerleşmeleri için gerekli ortam hazır olur. Anne, işinde iyice ilerler ve geç saatlere kadar çalışmaya başlar, evde az vakit geçirir. Bu takıntılı kişinin birtakım gizemli hareketler yapması için uygun tüm ortam sağlanmıştır. Daha önce de belirttiğim gibi filmde herhangi bir yan hikaye de yoktur. Dolayısıyla film çok ağır temposuna rağmen aslında hızlıca konuyu enseste getirir, olayı çözmemizi sağlar, flashback’lerle iyice anlatır konuyu ve bitirir. Bu anlamda temposu daha hızlı, yan öykülerle de beslenmiş ama ensest konusunda bizi daha çok şaşırtacak ve sarsacak bir film izlemeyi tercih ederdim. Filmde beni sarsan tek sahne ensesti yaşayan kişinin bu konudaki dışavurum sahnesi oldu. Filmin hikayesindeki bazı gizemler de, şiirler ve kitap alıntılarıyla güzel örülmüş aslında ve gerçekten vurucu bir dil oluşmuş.

Yönetmen ve oyuncuların da röportajlarda altını çizdikleri bir şey var, bu da filmin güçlü yanlarından. Filmdeki aile orta sınıf ve eğitimli bir aile. Cehalet ve maddi sıkıntı gibi bir bahanesi yok yaşanan dramın. Ayrıca oyuncuların ne iş yaptıklarını, hangi siyasi görüşe sahip olduklarını ve bu gibi detayları bilmiyoruz. Müslüman bir aile olduklarını ama babanın da annenin de dinlerine ait sadece gerekenleri yaptıklarını, ekstra olarak üstüne düştükleri bir dini görüşleri olmadığını üstüne basa basa belli etmiş yönetmen. Buradaki amacının da bizi önyargılarımızdan arındırmak olduğunu söylüyor röportajlarında. Konuşulması bile bir tabu olan ensestin cehalete veya alt sınıfa ait bir konu olmadığını, içimizde de bunu yaşayan insanlar olabileceğini bize hissettirmek istemiş, “bizde olmaz” diyerek kaçmamızı engellemek istemiş ve bence başarmış da…

Başka Dilde Aşk’ta olduğu gibi burada da doğal renkler, gerçek mekanlar kullanılarak sade ve doğal bir dramatik etki yaratılmış. Amatör bir öğrenci filmi tadını veren bazı planlar bile var filmde ve bana kalırsa bunlar hep bilinçli hareketler. İlksen Başarır’ın yönetmenlikten çok bir hikaye anlatıcısı olarak öne çıkmak istediğini düşünüyorum, temiz planlar çekerek derdimi ortaya koyarım, insanları konuştururum, ekstra teknik işlerle, kurgusal göz boyamalarla işim olmaz der gibi görünüyor bu filmleriyle. Son zamanlarda bir derdi olan, sinemayı da bir derdi anlatmak için kullanan hem de böylesi genç yönetmen bulmak zor, bu yüzden İlksen Başarır’ın bu iki filmi gibi samimiyetle çekeceğinden emin olduğumuz yeni projelerini dört gözle bekliyoruz.

Not: Bu film de vizyonda Türkçe altyazılı olarak gösteriliyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s